Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya'nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm ağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi'ne girivermiştim. Aman Tanrı'm, işkence aletlerinin yanı başında o aletle ilgili işkence nasıl yapılıyordu, bunu anlatan çok gerçekçi, inanılmaz resimler vardı. Acıyla haykıran insanların resimleri... Bir an kendimi bir işkence merkezinde hissedip koşarak dışarı fırlamıştım. O çok gerçekçi resimlerdeki yüzleri unutmam epey sürdü. Hele bir tanesi vardı, kıvrımlı demir bir sopa, elleri ayakları bağlanmış bir genç adamın makatına sokuluyordu.
Şimdi merak ediyorsunuz, bu anıyı neden anlatıyorum. Nedeni var, bugünlerde sık sık on beş yaşındaki ölen bir çocuğun fotoğrafına bakıyorum. Ne kadar masum ve ne kadar çocuk. Adı Muhammed Kendirci ve nasıl öldü Sevgili okurlarım dijital medyada işkence aletleri yazdığımda pek çok sitede işkence aleti olarak adlandırılan ve çeşitli işkollarında kullanılan aletler karşıma çıktı. Hava basınçlı kompresör de bunlardan biri. Ölen çocuğun çırak olarak çalıştığı peygamberler kenti Şanlıurfa'nın Bozova ilçesindeki marangoz atölyesinde de var ve üretimde kullanılıyor.
Şimdi biraz hayal gücünüzü harekete geçirmek istiyorum. O gün marangoz atölyesinde kalfa olarak çalışan yirmi yaşındaki Habib'in canı mı sıkılıyor ya da dijital platformlarda sürekli dönüp duran porno filmlerindeki insanlık dışı görüntüler mi aklına geliyor, bilmiyoruz, çırak Muhammed'e sesleniyor, "Uzat ayaklarını". Muhammed ne olduğunu anlamadan ayaklarını uzatıyor, Habib onun ayaklarını kalın bir iple bağlıyor ve "Şimdi ellerini uzat" diyor, Muhammed ellerini uzatıyor. Habib onun ellerini de kalın bir iple bağlıyor. Hareketsiz kalıyor Muhammed. Habib az ileride duran yoğun hava püskürten kompresörü çekip Muhammed'in yanına getiriyor ve Muhammed'in pantolonunu, iç çamaşırını indirerek kompresörün ucunu Muhammed'in makatına yerleştirip düğmeye basıyor. İki dakika sonra kıvranan Muhammed acıdan bağırmaya başlıyor ama Habib kompresörün kapa düğmesine basmıyor ve bir süre sonra Muhammed acıdan bayılıyor.
Habib hemen kompresörün kapama düğmesine basıyor, Muhammed'i ayıltmaya çalışıyor, boşuna. O sırada usta geliyor ve hemen ambulans çağırıp baygın Muhammed'in pantolonunu giydirip hastaneye götürüyorlar, pantolon anında kan içinde kalıyor. Hastanede doktorlar ne olduğunu pek anlamıyorlar, ilk müdahale gecikmeyle yapılıyor ve kanlı pantolon hemen ortadan kaldırılıyor. Birkaç gün sonra iç organları kanadığı için Muhammed ölüyor. Tabii olay adliyeye intikal ediyor ve bir hâkim "Canım şaka yapmışlardır" diyerek kompresörü kullanan Habib'i serbest bırakıyor. Bir süre sonra hâkim ya kompresörün ne işe yaradığını biraz araştırıyor, sitelerde işkence aleti adıyla satıldığını görüyor ya da oğullarının ölümüne sessiz kalmayan ailenin ve sosyal medyada yüzlerce kişinin baskısıyla tutuklama emri veriyor.
Size bir film sahnesi anlatmadım, bu olay bizim ülkemizde oldu. İş Kanunu'nda yapılan değişiklikle çıraklık eğitimi dört yıllık örgün eğitim ve zorunlu kabul edilince ve çocuklar çırak olunca MESEM'in (Mesleki Eğitim Merkezi) yaygınlaşan çocuk işçi ölümlerine bir yenisi eklendi. Şöyle çıraklık eğitimi ortaokulu bitiren her kız ve erkek çocuğun başvuracağı bir eğitim biçimi. Dört yıl sürüyor haftanın dört günü çocuklar herhangi bir işkolunda çıraklık eğitimi alıyorlar, bir gün de bildiğimiz eğitim. Bir günde bu ne kadar olur siz düşünün. Ülkemizdeki yoksulluk artık ölümlere yol açtığından birçok aile çocuklarını bu eğitime yönlendiriyor. Az da olsa eve para da getiriyorlar. Ve bu parayı işveren değil, devlet ödüyor. Yani bu çıraklık eğitimi devletin patronlara yaptığı bir kıyak. Yapılan vergi afları, göz yumulan denetimsiz iş alanları, bağışlanan krediler patronları kesmiyor. İlla ki çocuk işçiler! MESEM'in 8 Şubat 2024 tarihli açıklamasına göre, 2024 yılında 82 bin 618 kız, 339 bin 15 erkek, toplam 421 bin öğrenci bu eğitime başlamış. Şimdilerde tersanelerde, fabrikalarda, inşaatlarda, hatta fırınlarda çocuk işçi ölümlerinin ardı arkası kesilmiyor. Bir zamanlar gittiğim Zonguldak'ta maden işçilerinin anaları, eşleri bütün gün endişe içinde beklediklerini anlatmışlardı: "Sevdiğimiz o gün geri dönecek mi" diye. Şimdi de analar kuzuları için endişeliler, gözün kör olsun parasızlık!

7