Bir sonraki günün ne getireceğini bilmediğimiz bir zaman parçasındayız. Artık ne ölümler bizi şaşırtıyor ne de birbiri ardına yapılan haksız tutuklanmalar, işten atılmalar, MESEM cehenneminde ölen çocuklar, kendini vuran polisler, tutuklanan gençler... Ama unuttum, bir şey beni hâlâ şaşırtıyor. Amerikan dizilerinin birinde önemli bir adam kaçırılıyor ve fidye olarak 100 bin dolar isteniyor. Amerika için büyük para, güzel ülkemizdeyse milyon doları olanlar acayip çoğalmış, 100 bin dolar bazıları için çerez parası olmuş. Pek çok şirket batıyor, binlerce işçi işsiz kalıyor ancak milyon dolarları olanların bir iş yaptıkları da yok. Bütün bunlar gözümüzün önünde olurken bizde bir sabır seli... Sanki bir kara bulut, üstümüze uyuşturucu bir ilaç serpmiş gibi. Gerçekten bir bilimkurgu filminde yaşar gibiyiz. Ve ben bu günlerde en çok yabancı dizileri ve belgeselleri izliyorum. ünkü bu dizilerde, belgesellerde öyle olaylardan söz ediliyor ki kanım donuyor. ünkü bunların bir çoğu gerçek! Tıpkı ülkemizdeki gibi.
Örneğin, bir dizi izliyorum, bir hastanede Suriye göçmeni bir hasta ölüyor ve ardından korkunç bir salgın hastalık bir kenti kuşatıyor. Kent birinci derece karantinaya alınıyor ve dizi başlıyor. Ölümler, intiharlar, kuşatılan kentin dışına çıkmaya çalışanlar, fırsattan istifade soygun yapanlar... Bir aktivist gazeteci grubu, yetkililerin Suriye kaynaklı bir terör saldırısı dedikleri olayı araştırıyor. Aslında Suriyeli masum. Ölümcül virüs kimyasal silah üreten Amerikan gizli servisine bağlı bir laboratuvardan yayılmış. Ve hükümet yetkilileri bu olayı gizlemek için büyük bir çaba harcıyor ve binlerce yurttaşının ölümüne göz yumuyor.
Ben bu diziyi izlerken aklıma Elbistan ve Erzurum'da meydana gelen, yüzlerce kişinin hastaneye başvurduğu bir sağlık sorunu geldi: Ne olduğunu bilemeyip su dediler, suya karışmış bir virüs dediler; vallahi ben içme suyuna karışan herhangi bir lağım suyunun bu hastalıkları yapacağına inanmıyorum. ünkü ne yazık ki ülkemizin içme sularına her daim lağım suyu karışmakta, biz bu konuda tıpkı Hintliler gibi dayanıklıyız, ben nedense başka bir şeylerden şüphelendim. Malum kimyasal silahlar en korkunç silah türüdür. Kullanılması yasaktır ama ucundan gösterilebilir. Neredeyse iki kentte sıkıyönetim ilan edilecekti. Her ülkede binlerce kişiyi öldüren AIDS hastalığına neden olan HIV virüsünün de laboratuvarda üretildiğini artık bütün dünya biliyor. Koronaya karşı BioNTech aşısını ürettikleri için minnetle anılan üreticiler, şimdilerde aşıyı erken dolaşıma soktukları ve halk için tehlike yarattıklarından dolayı Almanya'da yargılanmaya başlamış.
Amerikan dizilerinden söz ediyorum ya, favori bir dizim var: Mr. Robot! Harika bir dizi, bir aktivist grubu dünyanın kanını emen, çokuluslu şirketleri ortadan kaldırmak için çalışmalara başlıyor. Onlar için güvenlik sistemlerine girip bir anda her şeyi, her türlü veriyi yok etmek ya da değiştirmek mümkün. Bulut da kâr etmiyor. ağımız artık siber saldırı çağı. Tabii bunu sen ben yapamayız, bunun için bilgisayar teknolojisini çökertebilen insanlar gerek. Onlar biraz sıradışı insanlar ama birer dâhiler! Güvenlik sistemlerinin mutlaka bir açığı var ve onlar bu açıkları kullanarak bir anda tüm dünyada para dolaşımını yok ediyorlar. Yani artık kredi kartları yok, borçlar yok. Ve hayat hiç olmadığı kadar güzelleşiyor. Bu olabilir! Zaten oluyor da! Bu dâhi bilgisayarcılar şirketlerin güvenliklerini kırıp paraları Afrika'daki, Asya'daki sivil toplum kuruluşlarına geçiriyorlar! Günümüzün Robin Hoodları onlar!

9