Sevgili okurlarım, kurulacak yeni parti ülkemizde yepyeni bir heyecan yarattı. Ama bu işler heyecanla olmuyor. Şimdi en önemli soruyu soruyorum: Bunca hukuksuzluğa, insanların evlerini, meralarını işgal eden maden şirketlerine, korkunç eflasyona rağmen hâlâ AKP'in oyları neden yeterince düşmüyor Hepiniz bilirsiniz ben bir sokak kızıyım, artık dinozoru da diyebilirsiniz; özel arabam yok, hep toplu taşıt kullanıyorum. Özel hastanelere de verecek param yok. Ama huyum kurusun bir özelliğim var, insanlarla şıp diye muhabbet kurarım. Kocaeli'ne bağlı ayırova'dayım, Değirmendere'ye gideceğim, durakta bekliyorum; yanımda benim yaşlarımda güleç bir adam var. Hemen muhabbet başlıyor, gözlerini yeni ameliyat ettirmiş, doktorlarına dua ediyor ve söz emekli parasına geliyor. "Yahu" diyor, "Üç kuruş parayı da bir türlü ödemediler". Ben hemen atılıyorum, "Bu iktidar emeklileri sevmiyor" diyorum. "Doğru söylüyorsun ama yaptıkları inkâr edilmez, bak az sonra otobüse binip koskoca boğazın üstünden pırt diye geçeceğiz. Daha öncekiler böyle bir köprü yaptılar mı" Aldın mı cevabını. Hemen kafamı kurcalayan neden oyları düşmüyor sorusunu bir kez daha soruyorum.
Evet, son yirmi üç yıl içinde Türk halkı diğer sağ iktidarlar döneminde hiç görmedikleri kadar sosyal yardım almaya başladı. Hemen makarna kömür demeyin, ısrarla söylediğim bir bilgi var; bu ülkenin engellileri ancak son nüfus sayımında Türk vatandaşı sayıldı. Rakam dehşet verici, 12 milyon; öte yandan coğrafi şartlar, savaş ve akraba evlilikleri nedeniyle sayıları daha çok olması gerekirken Güneydoğu ve Doğulu aileleri yıllarca engellilerini göstermemiş bile ve onlar şimdiye kadar insandan sayılmamış. AKP hükümeti, kimden akıl alıyorsa alıyor, engellilere maaş bağlıyor; onlara bakanlara da. 1600- 1800 lira büyük kentlerde oturanlar için hiçbir şey ifade etmeyebilir ama küçük kentler kasabalar için iyi paradır. Ve insanlar bu yardımın bir sosyal devlet yardımı olduğunu bilmiyor, Tayyip amcanın verdiğini sanıyor. O giderse paranın ödenmeyeceğini düşünüyorlar.
Gelelim hastalık hallerimize... Özel hastanelere hepimiz gidemeyiz, külliyetli bir miktarda sağlık sigortası ödemek pek çoğumuz için imkânsızdır. Ancak istenildiği kadar lüks otel koşullarında olmasa da eğitim, devlet, şehir hastaneleri gerçekten bir zamanların hastanelerine göre son derece iyi işliyor. Geçenlerde düştüm ve bir şehir hastanesine gittim Bir saat içinde röntgenim çekildi, gencecik bir kadın doktor anında röntgenime bakıp içimi rahatlattı. Gerçekten insanlar tedavi ediliyor, ameliyatlar yapılıyor ve çok şefkatli doktorlar var. Öte yandan, doğrusunu söylemek gerekirse hastaların ilaçlara ulaşımı bence İngiltere'den bile iyi. Şaşkınlık içindeyim, arkadaşımın eczanesinde oturuyorum; hastalar yedi sekiz ilaç alıp en fazla 110 lira ödeyip gidiyorlar. Ben de alıyorum.
Bir zamanlar taşı toprağı altındır diyerek büyük kentlere göçen ve hemen bir toprak parçası çevirip gecekondu kuran (gençliğimde onlar için az dayak yememiştim) aileler, imar afları sonucu topu aldılar ve daha sonra kentsel (rantsal) dönüşüm sayesinde en az boğaz manzaralı yedi sekiz apartman katları oldu. Rezidansı olanlar bile var.
Ülkemiz sadece sermaye sahipleri için değil, bilumum esnaf, sanatkâr için de bir vergi cennetidir. İktidar sermaye sahiplerinin vergilerini affederken diğerlerinin vergilerini de vergi affı bahanesiyle resmen siler. Şimdi vergi vermeyen bir milletin, rüşvetçi devlet ve belediye çalışanına hesap sormasını bekler misiniz Kendi seçtiği milletvekilinden bile hesap soramaz, tencere dibin kara benimki senden kara misali. Ülkemizin gümrükleri ise tam bir alavere dalavere sistemi içindedir. Büyük miktarda uyuşturucu şıp diye geçer; bir iki küçük yakalama vakası da göz boyamak için acayip abartılır. Yani parayı veren düdüğü çalar.

12