Sevgili okurlarım, bu belirsizlik günlerinde karşımıza öyle olaylar öyle fotoğraflar çıkıyor ki ben de yüksek politikayı başkalarına bırakıp beni sarsan olaylardan söz etmek istiyorum.
Öyleyse başlayayım, YENİ Parti milletvekili Melih Meriç'in eski CHP Oğuzeli İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş tarafından bıçaklanması olayı. eşitli dipnotlar var, söylentiye göre Keleş kendisini yeniden ilçe başkanı yapmayan milletvekilinden intikam almış. Ayrıca bu eski ilçe başkanının pek çok konuda sabıkası varmış. Kötü ötesi bir olay. Öyle şeyler oldu ki insanlar siyasetten buz gibi soğudular. Anketler bize kararsızların ya da oy kullanmak istemeyenlerin oranının çok yüksek olduğunu söylüyor.
Ben de düşünüyorum; bu delege seçimleri, ilçe başkanı seçimleri, milletvekili seçimleri ve ortaya çıkan olaylar insanları özellikle siyasetten uzaklaştırdı. Bu sadece muhalefet partileri için değil, iktidar partisi için de geçerli. Özellikle çerçeve yasanın geçmesinden sonra, PKK'nin ilk kurşunu attığı 15 Ağustos 1984'ün yıldönümü nedeniyle Mersin ve Mardin'de insanları korkutan havai fişek gösterileri şimdiden işlerin karışacağı izlenimi veriyor. Yüksek enflasyonla boğuşan büyük yığınlar -açıkça söyleyeyim- "Böyle gelmiş böyle gidecek" diyerek kendi yaşamlarını ayakta tutmaya çalışıyorlar.
Böyle umutsuz olmak bana yakışmıyor ama biraz gerçeklerden söz edelim. Seçim olacak deniliyor, peki kimler yeniden seçilecek Doğrusu ben yurttaş olarak seçilecek milletvekillerinin, belediye başkanlarının, ilçe yöneticilerinin, devletin önemli yerlerinde iş tutan kişilerin muhalefet iktidar fark etmez mal varlıklarını belgelerle açıklamalarını istiyorum. Nedir bu ofislerden çıkan kilolarca altınlar,100-140 gayrimenkul, benzin istasyonları, yatlar, katlar Ayrıca biliyorduk da kanıtlandı, AKP iktidarı birdenbire bizden aldığı vergileri aktardığı tarikatların acayip zenginleştiğini fark etti. Dış borç büyürken, Hazine'de para kalmadığı herkes tarafından bilinirken ve emperyalist ülkelerden (onlar da kendi ekonomilerini ayakta tutmaya çalışıyorlar) gelen paralar kesilince tarikat liderlerinin, onlarla iş yapanların kasalarında yığılı altın külçelerine gözünü dikti. Eh böyledir bu işler, haydan gelen huya gider.
Of ben kendi yazdıklarımdan sıkıldım. Şimdi beni allak bullak eden bir olaya gelelim. 25 yılını mahpusta geçirmiş bir yurttaş tahliye edildi. Grup Ekin'in solisti Metin Turan. Ölüm oruçları sırasında mahkûm edilmiş, işkenceden gözlerini yitirmiş, bedeninde türlü sakatlıklar var. Ve koskoca 25 yıl boyunca kitaplar yazmış. Gökyüzünün mavisine hayranlıkla bakmış, defalarca sağlık nedenleriyle tahliye talebi reddedilmiş. Bana göre incelenmemiştir bile. Artık özgür ve değişen dünya onu şaşırtacak. Yıllar önce hapishanelerde başlayan ölüm orucunu anımsıyorum. Bir süre sonra sorunlu, açlık grevinin etkilerini taşıyan militanları serbest bırakmışlardı. Onlar da beni Aksaray'da birlikte yaşadıkları bir eve davet etmişlerdi. Kiminin tek gözü kör olmuştu, kimi açık grevi sonrası Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalanmıştı. Yüzü kuş gibi kalmış kızlardan biri, "Bir gün gelecek halkımız bizim yanımıza koşacak," demişti. Kaç kişi koştu Korsakoff hastalığına tutulan ince uzun bir delikanlı vardı, odaya giriyor, "Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır" dedikten sonra gerisini getiremeden yüzünde mahcup bir ifadeyle odadan çıkıyor ve az sonra geri gelip sil baştan başlıyordu: "Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır."

13