Asrın usuleti

Çoğunluğun hüsnü şehadeti iyilik için yeterliyse yeryüzüne iyiliğin hakim olması hayalden ibarettir. Mütevatir haber ele alınırken 'yalan üzre birleşmeleri aklen mümkün olmayan toplulukların nesilden nesile kesintisiz olarak aktardığı...' diye bir ifade kullanılır. Şimdiki zamanın insani sorunu tam da söz konusu birleşimdir ki topluluklar yalana ikna olmuşluk bir yana içine düştükleri simülasyon evreninin gönüllü, bilinçli, tabii sözcüsü kesilir. Sözü, haberi, anlamı aşan bir yalan simülasyonu... Ancak dolaşıma sokulan yalanın da tanımı yapılmadan... Böylece dünleşen her an için yarının tarihi oluşur. Bu kesif kötülükle yüzleşmek, dünün destansı anlatımlarının tamamını sorgulatır. Kişisel sorgu kanuna tabi olmasa da dile dökülüp bir başka insana ulaşması sahibini özgürlüğünden eder. Yani varsayılan, aslında olmayıp zandan ibaret özgürlüğünden...

Dünyanın yalan oluşuna dair edebiyatla bu simülasyon evreni arasında alaka kurmak safdillik olur. Yalnızca kişisel hezeyanların yani anlamlandırma çabasıyla anlamlandırmamak üstüne gayretin çatışması, güçsüz düşen anlamın teslim bayrağı çekmesiyle sonuçlandığından bu saçma ruhsuzluğa herkes razı görünür. İklim koşulları ılımandır. Bir şekilde hayat idame ettirilmeli, etliyle sütlü karıştırılmamalı, sorumluluk alanlarına sorumsuz tavırlar bulaştırılmamalı, nihayet meşruiyet zemini oluşturmaya dair prosedür harfiyen uygulanmalıdır ki yalanın kurulu düzeni ilelebet payidar olabilsin!

Bir ömür emperyallerin tarihiyle iştigal etmiş, yaşanmışlarla ilgili hakikate ucundan kıyısından bile değinmemiş, aksine tam da bilinmesi gerekenleri örtmüş insanlar da ezeli gerçeğe teslim olup bu çok sevdikleri hayatı terk eder. Onlara atfedilen bütün iyilik güya ırk, güç, statüko güzellemeleridir ki elbette gerçek hayatta bunun da karşılıkları olur. Şimdiki zamanın tarihini yazanlar, asrın zalimlerini kahraman yapabilmek için geçmişin tarihsel döngüsüne baksa kâfidir. Geleceğin insanı (şüphesiz daha fazla küreselleşmiş olan dünyanın her cacıktan anladığını zanneden şarlatanları) muhtemelen Amerika'nın nasıl muhteşem bir devlet olduğundan, cümle aleme nizam veren eşsiz adalet anlayışından, her bir liderinin tarifsiz doktrinlerinin ne güzel hayata geçtiğinden falan söz eder! (Etmezse iyi tarihçi olamaz. Asılsız rivayetlerde adı geçmez. Boşuna hayat heba etmiş gibi olur.) Tarihin ve tarihçinin gerçeği, ardı arkası gelmeyen safsatalara mütevazı katkılarda bulunmak, mazlumun yalnızlığı ve çıkmazlarını derinleştirmektir. O derinlikte kimse boğulmaz. Ancak kaçılamayan gerçeğe uyanıldığında, hayat içte dipleştirdikleri derinlik onları bekler.

Suya sabuna dokunmadan, elitist ve müreffeh sayılabilecek bir ömür geçirmek... Besbelli su ve sabun kendilerine dokunulduğu için incinmez. Ancak aşırı konformist bir anlayış, bunu dahi seçkinlikten zanneder. Kimse cezalandırılma sevdasıyla yanıp tutuşmasa bile öyle bir akıbete uğrayanlara da sanki kişisel hırsının kurbanıymış gibi bakar. Yahut da olaylara karışmaktan çekinenler, olumsuzluklarla karşılaşanları aptal yerine koyarlar. Öyle ya, her doğru her yerde söylenmezdir! Hakikati yutmayı dillerini tutmak zannedecek kadar iyiliksever takılırlar.