Asrın Ukûbeti

Mahalle yanarken kuaföre gidip saçları yaptırmak kitle nezdinde hoş karşılanmaz. Hemen herkesin aklına yüz kızartıcı fiil işlediği varsayılan ve hiç hoş olmayan tabirlerle anılan kişiler gelir. Ve gayrimeşru eylemi imalarla ifade edilen o kişilerin mahalle yangını karşısındaki tepkisiz, ilgisiz, lakayt tutumu... Öyleyse mahalle yanarken ah vah etmek gerekir. Bir kova su kapıp seğirtmek, saçı başı yolmak, hiç olmazsa dizleri dövmek iktiza eder! Dövecek diz kalmışsa...

Yangın, temizlik yahut herhangi bir maksat için hortum kapıp koşturmak da başka çağrışımlara neden olur. 'Kendilerine bağladılar hortumu, kendilerine bağladılar' önermesine karşı; 'Ne hortumu, kanalizasyon borusunu bağladılar' atarı, söyleyenini de star yaparak tarihe geçer. (Aslında tarihe tam da böyle şeyler geçer. Tutup Gazze direnişinin ve elbette aziz insanların sabır, inanç, azimle mücahede edişinin; canlarını, mallarını, hayatlarını hiçe sayışının, Yahya Sinvar, İsmail Heniye, Muhammed Dayf gibi hakikat ehlinin herhangi bir söylemi o çok bilinen, çok kutsanan, bir cacık sanılan tarih anlatılarına yakıştırılmaz. Keza İran'ın, Yemen'in İslam olma şuurunu diri tutan hareketleri de... Demek bu âlemde ırkçı ya da mezhepçi zorbalar dışında tarihe geçecek bir kahramanlık örneği bulunmaz!) İşte şimdilerde ayakta durmakta güçlük çeken ve muhtemelen kendinde bile olmayan birinin bir zamanlar sözünü ettiği hortum, insanlığın üzerinden silindir gibi geçip bütün olumlu tortularını itina ile gideren liberaller devrinden önce bankaları, finans sistemini, kamu malını soyup soğana çevirmek için kullanıldığından, pek olumlu bir tabir olarak karşılanmaz. Kanalizasyon ise sözünü eden için bambaşka bir boyutu gösterir. İnsan pek çabuk unuttuğu için ona arada bir hatırlatmak da kar etmez. Şöyle ki "banka hortumlamak" deyimi, 1990'ların sonu ve 2001 krizi döneminde banka sahiplerinin veya hâkim ortakların, kendi şirketlerine iç krediler açmak yahut yasal olmayan yollarla kaynak aktarmak suretiyle bankaların içini boşaltmasını ifade etmek için sosyoloji, siyaset ve ekonomi literatürüne girer. Sonra Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu devreye sokulur ve mal bulmuş mağribi deyimini uzun süre canlı tutar. Güzel hikâyedir.

Mahalle yanarken fön krizi diye bir tuhaf durumun ortaya çıkması olasıdır. Maksat saçları düzgün tutmak!.. Bunun için biraz kuaför, berber kapısı aşındırmak iktiza eder. İşini bilen bir berber önünde saçlar dalgalanıp durulacak hale gelir. Fön krizine tutulanlar, kuaför kapısında sıra olur. Sonra mahallenin ve de ekonominin sorumlusu birisi çıkar; bunu da atlatırız gibi bir şeyler söyler. Her zaman, her meselede yaptığı gibi sabahın köründe evinden alıp tutuklattıklarının ispatlanmamış yolsuzluğunu emsal gösterir. Trajiktir ama kimse nasıl bir trajedinin içinde debelendiğini fark etmez. Haliyle ağa babalarından izin almadan kuaföre bile gitmeyen insanların 163 milyon lira biriktirip bir fona yatırması kimseye tuhaf gelmez. Ancak iki milyar yüzyetmiş milyon lira çekmesi sorgulanır. (O da sorgulanmaz. Bütün sancı mahallenin yanmakta olduğunu artık gizleyememek, üstünü kapatıp cümle âlemi uyutamamak dolayısıyladır. Her fırsatta muhaliflere çamur atmak suretiyle sıvanan zulüm duvarları çatırdamakta, tam da çatısından ateşe tutulmaktadır. Elbette bu yangını dahi başkasına izafe edecek varlıklar bulunur. Onlarda dahi koşturacak mecal kalmamışsa araya mesafe koyup, hat oluşturup kendilerini kurtarmaları gerekir.)