Yazar, küresel dünyada yetkin olmayan kadrolarla doldurulmuş kurumların anlamsız projelerle meşgul olmasını, Hürmüz Boğazı mayın temizleme projesi örneğiyle eleştirmektedir. Müslüman ülkelerin batı merkezli söylemlere bağlanarak kendi çıkarlarını savunmadığını iddia etmektedir. Ancak yazarın çözüm önerisi olmadan sadece mevcut durumu yerken, gerçekten uygulanabilir alternatifler nelerdir?
Başkalarının aşkına yanan muhterisler, küresel dünyanın parazitidir. Bir vücudun uzvu gibi anlatılan mümin kifayeti, küfrün tek millet okulunda da kendini gösterir. Küresel dünya, abisinin ardına sığınan her elemanı parazit kılar. O kadar ki bu durum, her savaştan ganimet ummaya, her mevzuda kendini arabulucu sanmaya kadar gider. Heyhat ki kimseler, sofrasından beslenen parazitten hoşlanmaz. Sinek gibi... Küçük de olsa; çitil, fide, tohum kadar minicik de olsa mide bulandırır.
Bir proje olarak işbaşına getirilen kifayetsizler, kendi görevlendirdiklerinden mütemadiyen proje ister. Memleketler adeta zengin, müsrif ve paçoz proje cenneti olur. Çöpleri çöpe atma projesi, okulların kapısına x-ray cihazı koyma projesi, rantsal dönüşüm projesi, çöpleri ayrıştırma projesi, manevi gelişim projesi, kirli hava temiz çevre projesi... Her bakanlık, her kurum, her birim, her gün mantar gibi bitip büyüyen projelerden nasibini alır. Böyle bir ortamda doğal olarak dışişlerinin de proje göstermesi gerekir. Ki sorumlu olduğu merciler "herkes birtakım projelerin peşinde koşarken sen ne yapıyorsun" gibisinden hesap sormasın. Zehir gibi kafa taşıyan diplomatlar bu boşluğu şak diye doldurur; Hürmüz Boğazı'ndan mayınları temizleme projesi... Boğazın kapalı olması meselesini fazla kişiselleştirdiklerinden olsa gerek, bir iki öksürüp aksırınca açılır zannederler. Hayır, böyle boğazlar için nane limon içmek çok daha şifalı olur.
Çılgınlıkla proje yan yana gelince adı çılgın proje olur. Ufuk çizgisi yoktur; boğaz, yeni bir boğaz, bir başka boğaz, başka bir ülkedeki boğaz üstüne saçma sapan tasavvurları öteye geçmez. Hoş karada da fark etmez; mayın temizlemek ya da bu ulvi vazifeyi Yahudi'ye ihale etmek garbın afakına tutunanlar için ata sporudur.
Bilumum taraftarlarının da tıpkı strateji uzmanı, savaş kompetanı, diplomasi dehası boş komutan Kağan Çitil gibi düşündüğünü görmek, insan kalma ya da insanlık onurunu hâlâ hayatta tutanları yıpratır. Öyle ki insancıklar, sadece ticareti bozulur, Brent petrolün dolar karşılığı biraz artar, Hürmüz Boğazı'ndan aşıp geçme hevesi boğazlarına kalır ihtimaline karşı; üstün tanıdıkları, müstağni saydıkları, şerrinden şüphe etmedikleri dostlarına karşı Müslümanların teslim bayrağını çekip yurt, onur, inanç, toprak ve sair demeden topyekûn teslim olarak tıpkı kendileri gibi müstemleke valileriyle iktifa etmek gerektiğine inanır. Bu inanışı milletlere bağışlayan teslimiyetçiler, hiç şüphesiz başarılıdır; işbaşına getirenler, işbirlikçiler, iş verenler tarafından tayin edildikleri görevleri hakkıyla yerine getirdikleri görülmelidir. Neyin karşılığında hizmet gördükleri bilinmemekle birlikte diyetini topyekûn halklar öder. Hani bir türlü yakasını bırakmayan ekonomik krizden, ahlaksal çöküntüden, her yönüyle batıştan değil de Brent petrolün yükselişinden, boğazların kapatılışından, insanların kendisini mensup bulduğu bilmem hangi mezhepten şikâyet eden milletler...

3