Algıları yönetip, yönlendirip, insanları güya yaşadıkları dünyaya ikna edebilenler için etki uyandıran her olay bulunmaz nimettir. Ancak onlar o bulunmaz nimeti pek de aramadan şak diye bulurlar! Yaşanan hiç de şok etkisi uyandırmaz. Yahut bu karakter numuneleri (Çoklu kişilik bozukluğunun pratik karşılığı olsun diye herhangi bir seciye yansıtmayanlar... Yahut da bukalemun tıynetliler... Her olumsuz koşulu bir yarar için lehlerine tebdil edebilecek kıvraklığa sahip varlıklar... Anatomik yapıdan bağımsız olarak omurgasız davrananlar ve saire) aşırı serinkanlıdır. Şimdiki halde bölge halkı için ciddi tehdit olan Amerikan emperyalizmi, Siyonizm belası, projelendirilmiş Yahudi yüzsüzlüğü unutulmuş görünür. İşte bunu bir anda unutturuveren yeni musibet, fırsatçı karaktersizler için büyük nimettir. Yanı sıra küçük nimetler de olur. Bu toprakların en genel geçer politikası; bir taşla birçok kuş katledebilmektir. (Katliamdır. Çünkü her kuşun eti yenmez. Nimetin kadri kıymeti bilinmediğinden değil, sırf spor olsun, etkinlik yapılsın diye hem de bolca vurulur.) Buna bir koyup üç almak diyenler de olur.
Vandallık bile acı güzellemelerinden beslenir. Acı duyduğuna ikna olmadığı birine kimse yardım etmez. Şahit olmak bile kesmez. Dilenci dahi mağduriyet ibraz etmek zorundadır! Özürlü özrünü göstermek... Bir yandan sakat olanın sakatlığını herkesin görmezden gelmek zorunda kaldığı; buna hiç dikkat etmemek ve bir tanım yapılmaksızın topluma karışması ya da hiç yoktan arada kaynaması gerektiğine inanılan günlere erişilir. Yani eskiden olduğu gibi deli yoktur! Depresif, anksiyetik, bipolar, şizofren, otistik bozukluklar vardır. Bir zamanlar meşhur sayılan ve asıl mesleği doktorluk olan bir yönetmenin, herkesin şerrinden çekindiği birisi için teşhis koyup başını belaya soktuğu türden dissosiyatif kimlik bozukluğu, kişilik bozukluğu vardır. Bunlar çok çok manyaklık olarak nitelenebilir, ancak teşhis konan özne için 'deli' ifadesini kullanmak imkânsızdır. Hâlbuki bu necip millet akıllıdan pek hoşlanmaz ama delileri sever. Hayır, 'Delidir, ne yapsa yeridir' diye değil; 'delidir, zaten cezai ehliyeti yoktur, gönlü olsun garibin' diye düşünür. (Necip olmayan milletler de fena halde teşhis konmamış deli sever. Bkz. Amerikan halkı ve çoğunluğun teveccühünü celp eden Trump...)
Narsistlik en kolay anlaşılır şekliyle kişilik bozukluğudur. Onun da şahıslar üstüne tanımı yapılmaz, kişiye izafe edilmez, adres gösterilmez, yakıştırılmaz. Yönetim ya da tahakküm sevdası besleyenlerde iyi durur. Mesela Amerikan başkanı, 'cümle âlem beni seviyor ama benden korkuyor, herkese rızkını ben veriyorum, savaş başlatıp barış ilan ediyorum, dilediğimi ip gibi hizaya diziyorum, herkes ve her şey hakkında fikir beyan edebiliyorum' zanneder. Kendi kendine olup bitmez; hakikaten etrafındaki insanlarda, dostlarında, işbirlikçilerinde bir karşılığı vardır. O 'benim' dediğinde 'evet sensin' diyen kişiler, kitleler, milyonlar vardır. Hâlbuki hiç kimsenin tanımlamadığı türden özürlü, narsist ve hadsiz bir şeydir. Aynı ruh halini başka başka tahakküm sevdalılarında görmek mümkündür. İşte o hal, avama ya da mütemadiyen kendini gerçekleştirmek arzuları pompalanan bir çocuğa sirayet edince fecaat olur. Trump kadar rahat davranamayan, kendini ifade etmekte güçlük çeken, ispatta yetersiz narsistler çılgına döner; kendisi dışındaki insanlara zarar verir. Böylelerinin manyaklığına boyun eğip rıza gösteren, idare etmeye çalışan herkes hastalığı besler, büyütür, fena sonuçlara yol açar.

22