Serengeti sakinlerinden olan kedi cinsinin mümtaz şahsiyetleri aslan, leopar, çita ve benzeri tırmalayıcılar, onca savanlar, çayırlar, geniş düzlükler içinde kendilerine yaşayabilecek alan seçmek zorundadır. Belirledikleri alana aile efradını, çoluğu çocuğu yerleştirip rahat bir nefes almak isterler. Gel gör ki pek huzur buldukları, felah ve de refaha erdikleri, geçinip gittikleri söylenemez. Diğer türlerle olduğu gibi kendi türünden ailelerle aralarında hep bir hayat mücadelesi, siyasal rekabet, güç savaşı vardır. Çocukların eğitiminden barınak yoksunluğuna, tarımla birlikte hayvancılık bitirildiğinden yiyecek sıkıntısına, belgeselcilerin tacizi dolayısıyla özel hayatlarının ihlalinden iklim şartlarına türlü çeşit sorunlarla cebelleşirler. Elbette profesyonel bir kedi zorlu hayat koşullarından yılmaz. Rızkını vereni bilir, kula minnet eylemez. EYT'den emekli olup köye ev yaptırma, yaşı gelmiş yavruları baş göz etme, sonra altına az yakan bir araba çekip memlekete göçme hayalleri kurmaz. Gerçi kocayınca tilkinin maskarası olacağına dair bir kaygı da taşımaz. Güç ve ondan kaynaklanan zehirlenmelere kapalıdır. Pekâlâ, sadece hayvanlığının gereği, kendisi ve ailesi için alan belirler. Yerleştikleri alanı işaretlemek için de bulundukları yere olabildiğince koku bırakır. Bu işlemi elbette parfüm sıkmak, esans ya da hacı yağı kullanmak, pençe köküne deodorant sürmek suretiyle yapmaz; olur olmaz her çalılığa, her ağaç köküne, ota taşa bevletmek şeklinde yapar.
Orman kanunlarını kanunsuzluk addeden insan evladının, günlerden bir gün demokrasi bulaşmış Serengeti düzlüklerine dadanması mümkündür. Daha doğru ifadeyle her şeyine sirayet etmiş o ideal düzeni, o demokrasi aşkını herhalde cümle insanı telef ettikten sonra hayvanlara taşır. Öyle ya Asya steplerinde, şimal dağlarında, Hint alt kıtasında, Ortadoğu'da, köşe Avrupa'da; güney, kuzey, doğu, batı ve orta Afrika'da demokrasi ulaşmayan insan kalmayınca mecbur hayvana hatta nebata sarar. (Maden yasası olur, destek kredisi olur, gübre-mazot yardımı olur, kamulaştırma olur, her bir şey olur. Ota çalıya demokrasi getirmek insandan geçer ama herhangi bir yere demokrasi götürmek insana ulaştırmaktan daha kolaydır.) Dağı taşı satıp gözü hayvan özgürlüğüne diktiğinden, 'bu kadar demokrasi biraz fazla' diyerek bazı hayvanları derdest eyler, kovuşturup yakalayıp kafese tıkar. Türe göre adalet mülkün temeli olduğundan, hayvanların yaşadıkları, işaretledikleri ve aile kurdukları coğrafyayı mülk bilip popülasyon kurmaları, bu pek seçkin varlığın canını sıkar. Canı sıkılan fare, nasıl ki... Neyse. İnsan, canı sıkılınca ava çıkar. Kuş vurmaya gider. Aslan avlamaya kalkıp çok yiğit, kahraman bir şey olur.
Büyük kediler vatan edinip hâkimiyet kurdukları bölgeyi pisleyerek işaretler. Öyle sur, hat, hudut çekmek, nehir ya da denizle doğal olduğu söylenen sınırlar belirlemek, pasaport isteyip vize sormak gibi değil ama basbayağı etrafı kokuya verip sair hayvanların uzak durmasını ister. Muhtemelen bu kedilerin komşuları, rakipleri ve düşmanları kokudan rahatsız olup burun tıkamaz. Ancak zaten anlaşılması gereken olur olmaz her mıntıkaya bevlettiklerinden ortalığı fena halde kokuya verdikleridir. O kokuyu korku zannedeni bile bulunur.

15