Müslümanların birlik ve beraberliğe her şeyden fazla ihtiyaç duyduğu şu günlerde, devri geçmiş devlet isimlerinin torunları mehter marşları eşliğinde İsrail denen gayrimeşru yapılanmaya doğru üç beş süpersonik füze fırlatsa mevzu kapanır! Hem İsrail birkaç yüz kilometre ötededir ve işini bitirmek işten değildir. Daha yakındaki Amerikan üsleri ya da Amerika'nın kullandığı yerli ve milli NATO karargâhları bahis dışıdır. Ancak İsrail'e doğru üç beş balistik füze çok iş görür. Gel gör ki S400'ü alamayınca F35'e fit olan ancak onu da koparamadığından olan bitene tribünden katılan bu toruncuklar, kendi imkânlarının ve imkânsızlıklarının farkında bile olmaz. Haliyle olmayan şey fırlatılmaz. Ya ne fırlatılır Çamur, hakaret, iftira, boş hamaset, goygoy, ırkçılık, mezhepçilik, şarlatanlık... Ne ararsan bulunur, safra şifadan gayrı...
Bu coğrafyada Irak işgali mukabili işbaşına gelen işbirlikçi iktidarlar, İran'ın emperyalizme karşı başarısı söz konusu olduğunda ağa babalarının kendilerini terk etmesi endişesini yüreklerinin derinlerinde hissederlerken, dillerini ya da birilerinin ellerine tutuşturduğu sonra da hibe ettiği borazanlarını aynı kaygı doğrultusunda kullanırlar. Önce çekinerek, sonra uluorta, daha sonra sukutuhayale uğramış ama pişkinliğe de gölge düşürmeden... Zira bir yandan bir başka patronun emrine girmek ihtimali, her daim yegâne diplomatik yöntem olarak bagajlarında saklıdır. Siyonizm ve emperyalizme çanak tutan, lojistik sağlayan, meşruiyet kazandıran bir aparat olmanın her hakkı mahfuzdur.
Nereden öğrendikleri, doymak bilmez mideleri gibi kafalarını ne ile doldurdukları, hangi uyduruk argümanları şiar edindikleri de belli belirgindir. Bugün sokakta İran'ın yeri sorulduğunda çamaşır ihtiyacından söz eden Amerikan sosyolojisini herhalde sapık dost Trump icat etmemiş olsa gerektir. Paradan, ekonomik kaygılardan, menfaatten başka kutsal tanımaz bir toplum yapısı, yavaş yavaş, sabırla, ilmek ilmek dokunur. Daha doğrusu şimdiki halde pek sıradan görünen sapıklıklar, çocuk katletmek, bin türlü melanet sonuçtan ibarettir. Medeniyet tasavvurunu güç üstüne kurgulayan her embesil, tav olduğu rezaletin böyle sonuçlar vereceğini kabullenmiş demektir. Rahatlıkla fark edileceği üzere Amerikan halkının Trump'ı ya da dostlarını suçladığı konu sapıklık, şapşallık, manyaklık, kafayı yemişlik, canilik, zulüm falan değildir. Kitle para kaybından, hayat pahalılığından, zarar etmekten, karın azalışından korkar. Geçen asrın ortalarına doğru işbu ruhsuzluğun arka planını Mario Puzo romanlarında görmek mümkündür. Filmleri dahi kült hale gelen Baba'da da Anne'de de köyden şehre göçer gibi Amerikan rüyasına koşan İtalyanlar anlatılır. New York'un arka sokaklarında yeni bir yaşama alışmaya çalışan insanlar, sahip oldukları değerleri korumak; din, ahlak, özgürlükten öte yoksulluğun yıpratıcılığını iliklerine kadar duyumsar. Haliyle sadece oluşturulduğu devirde değil vatandaş transfer ettiği dönemlerde de Amerika, iptidai olarak yoksulluğu, paranın yegâne yaşam kaynağı olduğunu öğretir. Rüyasına tutunanlara, taşeronlarına, aparatlarına transfer ettiği de budur ki elinde bir başka değer yoktur.

20