Asrın interneti

Sosyal medyayı yasaklamak henüz işlenmemiş suçların cezasını çekmek değil midir, yoksa devletin kontrolünün dışındaki alanları disipline etmenin meşru bir yolu mudur?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, sosyal medya yasaklamalarını devletin kontrolü altına alamadığı alanları baskı altına alma çabası olarak değerlendirir. Bunu, gerçek sorunların (silah stokları, yolsuzluk, işletme kabahatları) göz ardı edilerek suçsuz kullanıcılara ceza verilmesinin hukuksuzluğuna benzetir. Devletin trol istihdamı, iletişim kontrolleri ve dijital denetimi, sosyal medya yasaklamalarının gerçek amacını ortaya koymaz mı?

Herkesin erişip kullanabildiği internet platformlarına sosyal medya diye bir isim koyulur. Neden sosyaldir, asosyal olan medya mı vardır, ismi kim koymuştur bilinmez. Ki buralarda depremlere, darbe girişimlerine, operasyonlara, vuku bulan ya da bulmayan olaylara isim koyma inisiyatifi, şayet tensip buyururlarsa tek kişinindir. Gayrısının haddine değildir; kimse yok yere sürüm sürüm süründürülmek istemez. Önce her unsuru satın alınmak, çökülmek, peşkeş çekilmek suretiyle başa çıkılamayan medyanın (normal medyanın) muhaliflerin elinde kalan kısımları budanır. Yetmez, hemen her elemanına gazeteci sıfatı yüklenen çalışanları derdest edilir. Sonra onlar için ses çıkaranlar da... Arada sırada doğru söylemek işlevi sosyal denen sayfaları kullanan insanlara kalır. Medyanın herhangi bir unsuruna tahammül etmeyenler, elbette tahakküm kuramadıkları alanı da işgal etmek zorundadır. Önce tamamı yabancı olan şirketlerin CEO'larıyla görüşülür, temsilcilik açmaları istenir ki Vegas'ta olan Vegas'ta kalsın! Yahut da kol kırılsın yen içinde kalsın. Nafiledir. Ne yapılsa tutmaz. Duyulmaması gereken herhangi bir olay için doğrudan internet kesintileri, kısıtlamaları, bant daraltmaları bile işleme koyulsa, acar kullanıcılar onu VPN, proxy, farklı IP adresleriyle aşıp veriye ulaşmayı, onu da topluma ulaştırmayı başarır. Baskıcılar için bu tahammülfersa bir durumdur. Yasaktan başka bir şeye basmayan anlayışları, bunu temelli yasaklayabilmenin yollarını arar. Ancak nafiledir. Yecüc Mecüc seddi gibi bir tarafı tıkasalar, diğer taraf açılır. Nihayet İstanbul dolaylarından, kişileri önce derdest edip sonra suç bulabilme istidadına sahip, gözünü budaktan sakınmayan, gün ortası açık havada güneş ışığının vurduğu yerleri fark edip cürmü meşhuttan tutuklayan bir yiğit çıkar. Bir de elinde projesi...

Hemen her alanda olduğu gibi sosyal sayfalar hususunda da ibtidai olarak 'bizim bu alanı boş bırakmamamız lazım, doldurmanız lazım, kendimize benzetmemiz lazım' gibi eften püften kımıldanışlar olur. (Bunun kurumsal anlamda karşılığı 'dijital alanı çok boş bıraktık yav, dijital çok önemli' repliğidir.) Önce mevzu taşeronlara ihale edilir ve serbest piyasada tanımsız işler kotaran milyonlarca trol dolaşıma sokulur. Sonra muhtemelen ağırlığına göre hesaplanıp değerlendirilip kurumlara dağıtılır. Kimi amir olur, kimi memur yapılır, danışman olanı bile bulunur. Nafiledir. İsteği doğrultusunda iş yapmayan her habere dezenformasyon gözüyle bakanlar, trol istilasından ya da istihdamından, sosyal sayfaları lehlerine çevirecek verimi alamaz. Bu noktada hiç olmazsa susturucu niyetine iletişim başkanlığı kurulur. Böylece haber alma hakkından haber iletme hakkına, göstermenin sorumluluğundan görmenin sorumsuzluğuna her eylem ya da olasılık, itina ile denetim altına alınır. Çıkan raporlara göre de toplumun görmek, duymak, bilmek, anlamak gibi imkânlarına ipotek konur. Her şey yerli yerine oturdu derken, halihazırda kontrol altına alınamadığı fark edilen sosyal sayfalar için bir çare düşünmek iktiza eder. İşte o noktada elinde koskoca sosyal medya yasaklama projesiyle bir yiğit arz-ı endam ediverir. Sosyal medya diye anılan saçma sapan sayfalar üstüne, cümle cihanı kurtaracak yasaklar planlayıp uygulaması gerekir. Nedense daha proje aşamasında bu pek muteber yiğit varlığa gün doğar. Tıpkı depremin sebepleri, yıkım, ihmal, arama kurtarma, aramama ve kurtarmama, onca yere nasıl yetişelim diye zırvalama üstüne hiç durulmayıp derhal inşaat işlerine girişmek suretiyle sektörün fena halde kâr getirerek anlık ekonomi kurtardığı gibi birilerinin cinnete girip katliam yapmasının nedenleri üstüne de hiç durulmaz. Kimin neden onca silahı ve mühimmatı neden stokladığı, bunların envanterden düşüp düşmediği, hâlâ devletin memuruna zimmetlediği ama ardını aramadığı ekipman olup olmadığı sorgulanmadan, sosyal medya hesaplarının, dizilerin, TV programlarının topluma ve çocuklara verdiği zarara geçilir. Sonrası sen sağ, ben ahiret...