Haberi, malumatı, makaleyi, bilgiseli, gazeteyi ve dahi birçok şeyi telefonundan okuyan insanlar, ellerinde olan ya da ellerine tutuşturulan imkânı karşılık verme adına kendisi kullanmak istemez. Bir başkası kullansın ister. Zira bir gönderi, söz, söylem ya da başlı başına hakikat dolayısıyla başın belaya girmesi işten değildir. Karakollara çekilmek, hapislere atılmak, hakaretlere uğramak, yaftalanmak, hâsılı ağır aksak yürüyen pek değerli hayatını aniden kaydırıvermek kimsenin işine gelmez. Bu gibi netameli işleri bir yazar, bir siyasetçi, bir şeyin başkanı, gazeteci, televizyoncu falan filan yapmalıdır. Hem onlar toplumun önde geleni değil midir! Değildir elbette. Öyle toplum, topluluk, cemiyet için önde gelen-arkada giden saptayışları insanlık tarihi boyunca birçok örneğine rastlanacak şekilde birilerinin hayatını kaydırıp onu yaşamdan koparırken, birilerinin pek değerli ömrünü huzur ve refah içinde tamamlayışını sağlar. Önde gelenin hayatı geride durana oranla pek değerlidir ve o dahi riske girmek istemez. Zaten riske girse önde gelen olmaz. Misal hemen her asırda tanka kafa tutmak, mermiye kafa atmak, burca bayrak asmak gibi kahramanlık addedilen eylemler can yakıcı, hatta can alıcıdır. İşte o can yangısı fakirin, garibin harcıdır. Can yanar yanmasına da yanan can hiç olmazsa feveran etmek zorundadır. Etmez. Edeninki de duyulmaz.
Hamasetin kullanışlı bir aparatı olmayı gönüllüce kabul eden insan evladı, öne geçirdiğini her şerden müstağni sayar. Tarih kitaplarına altın harflerle yazılacak kahraman, çoğu zaman alınan ve atlatılan riskin arkasında kalır, önüne geçmez. Kaos önlemek için geri adım atan politikacı, ön safta ve ilk anda şehit olan savaşçı, penaltı kaçıran futbolcu, her atılan şutu yakalayan ama bir tane gol yiyince maç kaybettiren kaleci kahramandan sayılmaz. Zaten özveri sahibi herhangi biri kahramanlığa soyunmaz. İşini bilen ve her tür iş birliğine teşne kahramana gelince o nemli havada, selde baskında her şartta ve koşulda tuzunu kuru tutmayı başarır. Şimdiki zamanda bunun karşılığı belki dilini değil ama elini tutmaktır. Öyle ya, işini bilen bir yandan baskı rejiminde, sömürü düzeninde, zulüm ikliminde yaşadığını kabul eder, bu standartları asla kendine reva görmez; ancak kişisel olarak dahi karşı çıkışa yeltenmez. Hayır, ölü toprağı değildir, umursamazlık değildir, iş bilmezlik değildir. Hem ayranım dökülmesin, hem yoğurdum ekşimesindir. (O yoğurt ekşir... Bugün falancayı tutuklayan yarın filancayı özgür bırakmaz.)
...
Zaman geçer, sabanın yıprattığı topraklar gibi insanlık da nadasa bırakılır. Köyden şehre göç, iş imkânı, tarımın bitiriliş politikası ve sair sebepler, insan cihetinde ruhsal tükenişe bir mazeret bırakmaz. Mağduriyetten hazzetmeyen, zulüm dahi olsa orantısız güç kullanımının hak olduğuna inanan bir insan tipi türer. Kar ve kazanım odaklıdır. Herhangi bir trajediden etkilenmez. Aksine kendi eliyle trajedi yaşansın için fırsat kollar. Can taşıyanı vurmak bir kazanımdır mesela onun için; her canlı ile beraber bir aileyi, çocukları, nesli ve geleceği de mahvettiğini düşünmez. Zaten savaş içinde olduğuna inanır ve savaş haktır!

18