Asrın elementi

Kiminin ayağının altından kayan toprak kiminin üstüne devrilir. Yine kimileri toprağın üstünü işgal etmekle yetinmez; madenlerinden minerallerine, kumundan elementine, zerrelerine kadar elemek ister. Toprağa dair emellerini diri tutan genelde başarılı olur. Hani ekip dikip ürün yetiştirmek, tarımda kullanmak için değil de daha çok işlevsiz hale getirmek, yetip tutup posasını çıkarmak için... Dolayısıyla ayak altında ama arzın üstünde milyon kadar canlıya hayat veren toprak zelzele, heyelan, erozyon gibi doğal sayılan yöntemlerle kaymaz; insanların kullanımından çıkarılıp birkaç varlığın inisiyatifine alınır. Söz temsil maden ihalesi yapılırken bir bölgede yaşayanların fikri alınmaz; ihale bir şirkete (tercihen yabancı bir şirketin memleketteki distribütörüne) verildikten sonra rayiç bedel üzerinden kamulaştırılıp gasbedilir. Sonra belirlenen rayici, yatırılan banka hesabından başvurup almak ya da almamak tercihi, toprağına çoktan çökülmüş yerlilere kalır.

Bir zamanlar 'Bir ben kaldım yeğen' diye replik savuran dayı haklıdır. Göçmenler Avrupa cenahına, tarım Yahudi'nin gasbettiği topraklara, dijital Amerika'ya, toz onun güney tarafına, makine Çin diyarına, tekstil önce Hint alt kıtasına sonra Nil deltasına, kurban bile Afrika dolaylarına kapağı atar! Sonuncusu bir sanayi ya da ticari faaliyet değil ibadettir. Tüm faaliyetler gibi o da tasarruf, kürellik ve kolaylaştırmaya maruz kalır. Bir tıkla koskoca ibadet halloluverir! Sonra herhalde 'halimiz itten beter, keyfimiz paşada yok' darb-ı meseline takla attırmak iktiza eder. Bu benzetme için kimsenin yas tutacak hali olmasa da anın keyfini sürerken bir yandan mevzuun nasılı sorgulanabilir. Evet beterdir; it hayvanı hiç olmazsa derdest edilip sokaklardan ayıklanır. Soğuktur, sıcaktır demeden her biri Silivri misali bir tutukevine hapsedilir. Eli yüzü düzgün olanı sahiplendirilir; hırçın olanı gardiyanların insafına, gayrısı da Rabbinin inayetine bırakılır. Hal itibarıyla beter olan nokta, içre ve taşra ayrımı yapmaksızın bütün satıhta yoğunlaşır. İnsanın atadan kalma toprağı kamulaştırma adı altında gasbedilip maden şirketlerine peşkeş çekilir. Bir grup insan buna itiraz eder. İtirazların, eylemlerin, reddedişlerin saman alevi gibi rahatlıkla sönümleneceğini bilen yetkililer, verilmiş ihalenin davası olmaz tavrıyla, çaresizlikten kaynaklanan olaysızlığı sırıtarak seyreder. Sadece onlar için de değil, umurunda olan olmayan herkes için seyirlik malzemedir. Nihayet memleketin böyle faaliyetlere; işgücünün işe, iş ve işverenin işgücüne ihtiyacı var zırvasına kadar gelinir. Demek hâlâ dövecek diz vardır ki sahipliğin konforu insan evladını tasalanmaktan uzaklaştırır. Sonra zaten daha uzaklara doğru yelken açmak, hiç olmazsa şişme botla açılmak iktiza eder. Bir kez açılınca karaya çıkabilmek başarıdır; gayrısı açık suların kurbanı olur.

Eski ve yeni nesiller, yerlilerin yerlerini terk etmesinden şikâyetçidir. Sosyolojiler adeta dönemselliği aşan bu göç olgusunun tarihçesidir. Hani arabesk kültüründen şehirlerin kenar mahallelerinde gecekondulaşma; hususi seçilmiş, oluşturulmuş, sosyal konut projeleri kabilinden gettolara yerleşip, yerleştirilip varoşlaşma hikâyelerine... Yerliler, programlıca yerlerinden edilir ki onlardan kalan toprağa çökmek mümkün olabilsin. Boşaltılan, verimi azaltılan, işlevsiz hale getirilen ve köyden mahalleye dönüştürülen yerler bir yana şehirlerin Sulukule, Çinçin, Tarlabaşı gibi bilindik kenar mahallerinde dahi iç beton bloklar yükselir. Sakinleri sakince dağıtılır, taşındıkları yerlerde akıbetleri bilinmez. Toprağı verimli hale getiren sular kurutulur; dereler barajlara, barajlar santrale, santraller elektrik dağıtım ihalesine dönüşür. Hani damatlar enerji meselesini halledince ekonominin içinden geçer ya, işte onun gibi toprağın ve suyun yani hayata müstenit her unsurun hakkından gelinir. Yağmurun bile... Paul Laverty'nin yazdığı, Iciar Bollain'in de 2010 yılında atalarının pek insaflı geçmişine selam çakarak yönettiği Yağmuru Bile / Tambien La Iluvia, şüphesiz toprağa, suya, yaşama dair sömürü çarkının nasıl işlediğini çok şeyden daha iyi anlatır.