İlk pateni Urumçi'de Uygurlar yapar, gençler büyükbaş hayvanların kaburga kemiklerini çizmelerine bağlar. Altı balık sırtıdır, buzda fişek gibi kayar.
Altmışlı yıllar. Otomobil tamircilerinde çıkma rulmanlar olur, 50 kuruşa satarlar. Lakin iri ve gıcırları iki simit parasına vermez, 2,5 lira alırlar.
Bizim neslin tıfılları bir bilyalı araba yapmıştır mutlaka, ha iyi olur kötü olur o başka.
En basit şekliyle uzun bir tahta bulur, daha ensiz tahtalardan iki dingil (aks) ayarlar, arkadakini birkaç çiviyle çakar sabitler, öndekini ortadan somunlu vida ile tutturursun ki iki yana oynaya. Kenarlarına da ip bağlarsın, oldu mu dizgin direksiyon sana.
Peki sonra
Sonra n'ossun salarsın yokuştan aşağıya.
Tabii semtin yolları asfaltsa.
Ben ayakkabılara da tekerlek takmayı düşünmüştüm ayrıca, nasıl olacaktı bilmiyordum ama kesin hız katacaktı hızıma. Meğer elin oğlu düşünmekle kalmamış yapmış, çakmış, satmış, haberimiz oldu ama nedeeen sonra.
Bir sömestir tatilinde ninemgile gitmiştim Ankara'ya. Yenimahalle vasat bir semt ama bütün bebelerin paten vardı ayağında. İyi de beceriyorlar kıvrak hareketlerle dönüyorlar filan.
"Bidebenbinimmilen" diyemedim adlarını bile bilmiyorum daha.
Özendim yalanı yok ya.
DİVAN ALTINDA
O zamanlar yaylı somyalar olur gece çarşaf yorgan serilir, gündüz goblen örtü çekilir. Sırta gelecek yerlere üç dört kırlent yaslar, üzerine dantel yakıştırır şekil yaparlar. Şipşak çevirirler misafir odasına.
Divanlar yüklük gibidir ayrıca, bilahare kullanılacak ya da hiç kullanılmayacak ıvır zıvırlar leğenlere sepetlere tıkılır, sürülür altına.
Biliyorum dayımın çizgi romanları var, kesin saklamıştır buraya. Rahmetli o günlerde harp okulu talebesi hafta sonları evci çıkabiliyor anca.
Kutularda Texas Tombiks ararken ne görsem iyi Pırıl pırıl bir paten göz kırpmıyor mu bana
Dayım annemlerin en küçüğü yetim kaldığında ilk mektep talebesi daha, dört abla üzerine titrer, sanırsın şehzade sultan. Bıraksa tahtırevanla taşıyacaklar. Onu kırmaktan pek çekinir, eşyalarına dokunmaz dokundurtmazlar. Kendisi olsa kesin koparırım da şimdi bunlara sorsam yokuş yapacaklar.
Alsam mı almasam mı
Vicdanımın "ı ıh" diyor, şeytanım "hadi hadi"liyor. İkincisine uydum sonunda.
DÜŞE KALKA
Saklıca aldım çıktım sokağa. O zamanın patenleri audi quadro gibi dört teker, dert çeker. İskeleti sürgülü, uzayıp kısalıyor icabında. Neyse oturdum bir kaldırıma ileri mühendislik bilgilerimi kullanıp vidayı mangırla gevşettim ayağıma göre ayarlayıp sıktım, cuk oturdu, on numara.
Şimdikiler gibi giyilenlerden değil, pabucunu çıkartmıyorsun, üstüne basıyor, kayışları geriyor, kopçaları sıkıyorsun o kadar. Kalktım ayağa oh be zımba. Gelgelim fena düştüm ilk adımda, sırtım yerde ayaklarım havada, şükür kafayı vurmadım asfalta.
Meğer hafif öne eğilmeli dizler bükülmeliymiş, sopa gibi dimdik durursan tuş, böyle yatarmışsın aşağıya.
Malum buz patenleri ayağa sabitlenir kayganlık zemindedir. Bunda ise tam aksi zemin sağlam, tekerlek fırıldak.
Hasılı defalarca düştüm kalktım, işi kıvırdım sonunda. Yokuş aşağı bile kaydım, tadını çıkardım doya doya.
Sonra güzelce sildim pakladım yerine koydum itinayla, iz bırakmadım güya.
Hafta sonu dayım geldi, patenleri uzattı "istersen yine binebilirsin" dedi "dikkatli ol ama!"
- Peki kullandığımı nereden anladın
- Boyunu kısa bırakmışsın hayta!
Haydaa. Denizleri geçip derede boğulduk. Hiç gelir miydi aklıma.
Fİ ZAMANINDA
Efendim ilk pateni Uygurlar yapar, büyükbaş hayvanların kaburga kemiklerini çizmelerine bağlarlar. Altı balık sırtı ya fişek gibi kayar buzda.
Hollandalılar kış aylarında donan kanallara koşar, neşeyle kayarlar. Havalar ısınınca çareler arar tahtalara makara takar, "skeelers" derler buna.
1750'lerde Joseph Merlin bunları elden geçirir, geliştirir. Kendisi müzik aletleri imalatçısıdır, eli işe yatar. Ürünü havalı bir şekilde tanıtmak ister, şova kalkar. Londra Carlisle House'da düzenlenen maskeli baloya paten üstünde girer, bir yandan da gıy gıy keman çalar. Gelgelelim hesapta olmayan meyil yüzünden kontrolden çıkar, gidip değerli bir aynaya patlar.
Büyük bir şangırtı, millet koşar başına. Kahramanımız mecruh, yerler kan revan, keman hurda, karizma sıfırın altında. Bi de aynaya 600 sterlin bayılınca...
Gerçi reklâmın iyisi kötüsü olmaz, bak konuşuyoruz hâlâ.
KIZIŞAN PİYASA
Yıl 1789. Van Lede adlı Flemenk demir iskelete iki ahşap teker takar "Patin a terre" ile çıkar piyasaya.
İlk paten patenti Fransız M. Petitbled tarafından alınır (1819- Paris). Yalnız demir gövde ağırdır, felaket yorar.
Aynı yıl İskoç ayakkabıcı John Spence oğlunun hevesi yüzünden mevzuya el atar ve sektöre çok şey katar.
İngiliz Robert John Tyers ise beş tekerlekli "Volito"sı (Latince süzülüyorum) için patent kovalar (1923). Bu alet git gel işlerinde de yarar, vatandaşı iyi sarar.
Sonraki beş yıl iki marka daha girer piyasaya. Bunlardan biri August Lohner tasarımıdır. Bir teker önde, ikisi arkada.
Jean Garcin ise üç tekerleği sıralar arka arkaya. Kuralına göre oynar, pistler açar, eğitir, donatır para demez paraya.
KURS VE SERTİFİKA
Ahşap tekerlekler şimşirden de yapılsa çatlar, patlar. Zamansız yarılır, yolda bırakırlar. 1859'da kauçuk tekeri denerler o da fazla yumuşak çıkar, akıcı değildir, tadı olmaz.
1890'da Londra Olympia'da dünyanın en büyük ahşap paten pisti açılır. Zemini akçaağaç kerestesi ile kaplar, saatte 41 km ile sürat rekoru kırarlar. Asfalt pistler ise acemi eğlendirir anca.

32