Yinon'dan Clean Break'e: Modern Nazizmin Uzun Gölgesi

İnanç Uysal
03.10.2025
17

Orta Doğu'da her yeni çatışma, çoğu kez anlık bir patlama gibi aktarılıyor: Bir roket, bir saldırı, bir misilleme. Oysa bu krizler tesadüf değil. Arkasında yıllara yayılan stratejik hesaplar, raporlar ve devlet aklı var. İsrail'in bugün Filistinlilere uyguladığı politikalar, salt bir güvenlik refleksi değil; 1980'lerden bu yana yazılmış planların pratikteki yansımalarıdır.

Yinon Planı: Parçala ve Yönet

1982'de İsrailli diplomat Oded Yinon, "İsrail için Strateji" başlıklı raporunu yayımladı. Bu belge, İsrail'in güvenliğinin komşularının zayıflatılmasına bağlı olduğunu savunuyordu. Irak'ın etnik ve mezhepsel fay hatlarından bölünmesi, Suriye'nin parçalanması, Lübnan'ın kalıcı bir iç savaşla meşgul edilmesi...
Kısacası Yinon, İsrail'in etrafında güçlü ulus-devletler yerine küçük, birbirine düşman unsurlar görmesini stratejik çıkar olarak tanımlıyordu. Bu öngörünün doğruluğunu anlamak için son kırk yıla bakmak yeterli: Irak'ın işgal sonrası üçe ayrılışı, Suriye'nin on yıllık iç savaşla harap edilmesi, Lübnan'ın daimi siyasi krizleri.

A Clean Break: Oslo'nun Çöküşü

1996'da Netanyahu'ya sunulan A Clean Break: A New Strategy for Securing the Realm raporu, Yinon'un vizyonunu yeni şartlara uyarladı. Oslo sürecini "yanlış yol" ilan ediyor, İsrail'i daha saldırgan bir güvenlik politikası izlemeye çağırıyordu.
Raporun temel başlıkları şunlardı:
• Filistin'le barış masalarını dağıtmak, tavizlerden geri dönmek.
• Suriye ve Irak gibi rejimleri Batı'yla işbirliği içinde zayıflatmak.
• ABD'yi stratejik sponsor yapmak.
Bugün Oslo süreci tarihe gömüldüyse, Filistin Yönetimi etkisizleştiyse, Suriye iç savaşa mahkûm olduysa ve ABD'nin desteği hiç olmadığı kadar güçlüyse, Clean Break'in satırlarını günümüzde görmek mümkündür.

Modern Nazizmin Pratikleri

İsrail'in bugün Gazze'de ve Batı Şeria'da uyguladığı politikalar, modern bir Nazizmin işleyişidir. Çünkü Nazizm bir döneme özgü değildir; bir zihniyettir. Kendisini üstün gören, ötekini yok sayan, kitlesel cezalandırmayı meşru gören zihniyetin adıdır.
Gazze'de uygulanan abluka, su ve elektriğin kesilmesi, fosfor bombalarıyla vurulan mahalleler, yerle bir edilen hastaneler... Bunlar tek tek askeri yanlışlar değil, bilinçli bir stratejidir. Tıpkı 1940'larda Yahudilerin varlığına yönelik politikaların sistematikliği gibi, bugün Filistinliler de kolektif olarak hedef alınmaktadır.

ABD'nin İkiyüzlülüğü

Burada ABD'nin rolü kilit önemdedir. Washington yönetimi, İsrail'in her saldırısını "meşru müdafaa" olarak tanımlıyor. Üstelik sadece diplomatik destek değil, devasa askeri yardım da sağlıyor.
2023 verilerine göre ABD'nin İsrail'e yıllık askeri yardımı 3,8 milyar dolar. Bu miktar, dünyada hiçbir ülkenin başka bir devlete sağladığı düzenli yardım seviyesine ulaşmamıştır. ABD'nin gönderdiği mühimmat ve hava savunma sistemleri olmasa, İsrail'in bu ölçekli saldırıları sürdürebilmesi mümkün değildir.
Ayrıca ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde İsrail'i eleştiren karar tasarılarının 50'den fazlasını veto etti. Kısacası İsrail'in işlediği suçlara yalnızca göz yummuyor; onları uluslararası zeminde meşrulaştırıyor.

Müslüman Ülkelerin Sessizliği

İslam dünyasının tepkisi ise adeta Yinon'un öngördüğü zaafların teyididir. Mezhepsel ayrışmalar, iktidar kaygıları ve bölgesel rekabetler nedeniyle ortak bir tutum alınamıyor. Körfez ülkeleri ekonomik çıkarlarını, Türkiye ve Mısır gibi ülkeler iç politik hesaplarını önceleyerek sessizliğe gömülüyor.
Oysa Kudüs sadece Filistinlilerin değil, bütün İslam coğrafyasının onurudur. Gazze'de akan kan sadece bir halkın değil, bütün bir ümmetin meselesidir. Buna rağmen bugüne dek sahada caydırıcı tek bir adım atılmamıştır.

Çarpıcı Rakamlar

• Son on yılda Gazze'deki operasyonlarda ölen Filistinli sayısı 30 bini aştı; bunların yaklaşık %40'ı çocuk.