Yine yeniden Lozan

Lozan'a yıllardır öyle şeyler söylendi ki, insan bazen antlaşma mı imzalandı yoksa bir korku filmi senaryosu mu yazıldı diye düşünüyor. Kimi "gizli maddeler" dedi, kimi "2023'te bitecek" dedi, kimi de "aslında zafer değil hezimet" hükmünü çoktan verdi. Öyle ki insanın aklına şu soru geliyor: Madem Lozan bu kadar büyük bir hezimetti, neden yüz yıldır onu delmek için bu kadar uğraşılıyor

Şimdi gündemde Heybeliada Ruhban Okulu var. Yıllardır belirli çevrelerce "Lozan'ın prangası" olarak anlatılan mesele yeniden açılıyor ya da açılması konuşuluyor. Burada asıl ironik olan şu: Dün Lozan'a "esaret belgesi" diyenlerin bir kısmı, bugün Ruhban Okulu'nun açılmasını "Lozan'dan kurtuluş" gibi sunmaya hazırlanıyor. Yani hezimet dedikleri anlaşmanın sınırlarını gevşetmeyi, bir tür özgürleşme hikâyesi gibi pazarlayacaklar.

İnsanın aklı karışıyor tabii. ünkü ortada mantıksal bir problem var. Eğer Lozan zaten bir yenilgiyse, neden hâlâ onun çizdiği çerçeveye göre tartışıyoruz Demek ki antlaşma sadece bir kâğıt parçası değilmiş. Demek ki Cumhuriyet'in hukukî omurgası hâlâ orada duruyormuş.

Heybeliada Ruhban Okulu'nun hikâyesi de tam burada başlıyor. 1844'te açılan okul, Fener Rum Patrikhanesi'ne bağlı bir dinî eğitim kurumu olarak faaliyet gösterdi. Osmanlı döneminde çalıştı, Cumhuriyet döneminde de devam etti. Ancak 1971'de özel yükseköğretim kurumlarıyla ilgili Anayasa Mahkemesi kararı sonrası, devlet denetimine girme meselesi nedeniyle faaliyetini durdurdu. Türkiye'nin resmî yaklaşımı, okulun kapatılmasının doğrudan din özgürlüğüyle değil, yükseköğretim mevzuatıyla ilgili olduğu yönündeydi.

Fakat tartışmanın büyümesinin sebebi yalnızca bir okul değildi. Ruhban Okulu meselesi zamanla Patrikhane'nin "ekümeniklik" tartışmalarıyla birleşti. İşte o andan itibaren konu eğitim olmaktan çıkıp jeopolitik bir başlığa dönüştü. Avrupa Birliği raporlarından ABD açıklamalarına kadar birçok dış aktör meseleyi sürekli gündemde tuttu.

Şimdi burada küçük bir parantez açalım. ünkü "Lozan'da Ruhban Okulu yasaklandı" diyenler de var, "Lozan okulun açılmasını garanti ediyor" diyenler de. Gerçekte durum bu kadar düz değil. Lozan Antlaşması azınlıkların eğitim ve din özgürlüğüne dair hükümler içeriyor. Özellikle 40. madde, gayrimüslim azınlıkların okul ve dinî kurum açabilmesine ilişkin hakları düzenliyor. Ancak Ruhban Okulu'nun bugünkü statüsü doğrudan Lozan'da adı geçen özel bir kurum meselesi değil; daha çok Türkiye'nin iç hukuk sistemiyle Lozan'daki azınlık haklarının nasıl yorumlandığı üzerinden tartışılıyor.

Yani yıllardır anlatıldığı gibi "Lozan gizli maddeleri yüzünden okul kapalı" gibi bir durum yok. Zaten Lozan'ın gizli maddeleri olduğunu iddia edenlerin en büyük trajedisi, yüz yıldır bu maddeleri bir türlü bulamamaları. Ortada belge yok ama anlatı çok güçlü. Adeta siyasî folklor hâline geldi.

Şimdi düşünün: Yıllarca "Lozan zincirdir" diyenler, Ruhban Okulu açıldığında bunu "zincir kırıldı" diye sunacak. Oysa okulun tartışılması bile Lozan'ın hâlâ yürürlükte olan hukukî çerçevesi sayesinde mümkün. Bir anlamda, varlığını inkâr etmeye çalıştıkları düzenin içinde siyaset yapıyorlar.

Daha ironik olanı ise şu: Cumhuriyet'in kuruluş anlaşmasına "hezimet"