İzlediğimiz ve Yaşadığımız

Bir ülkenin gündemi bazen bir nehir gibi akar. Kendi yatağında, kendi hızında ilerler. Bazen de sel olur. Önüne ne çıkarsa sürükler götürür. Türkiye uzun zamandır ikinci hâli yaşıyor. Daha doğrusu bize sürekli "en önemli mesele" gösterilen başlıkların peşinden koşarken, başka hiçbir şeyi konuşamaz hâle geliyoruz. Bayrama girerken yine aynı tablo vardı. Kayyım tartışmaları, gözaltılar, operasyonlar, siyasi restleşmeler, karşılıklı açıklamalar... Bayram boyunca televizyon ekranlarında da sosyal medyada da aynı cümleler dönüp durdu. Büyük ihtimalle bayramdan sonra da dönmeye devam edecek.

ünkü mesele gerçekten önemli. Hukuk açısından önemli. Demokrasi açısından önemli. Devletin idare anlayışı açısından önemli. Seçilmişlerin yerine atama yapılmasının sınırları, gerekçeleri, yöntemleri ve bunun normalleşmesinin doğuracağı sonuçlar elbette konuşulmalı. Üstelik sadece bugünün iktidarı ya da bugünün muhalefeti açısından değil, gelecekte nasıl bir sistemde yaşayacağımız açısından da konuşulmalı.

Fakat Türkiye'nin problemi tam da burada başlıyor zaten.

Biz bir konuyu konuşurken diğer bütün başlıkları görünmez hâle getiriyoruz. Sanki ülkenin tek meselesi oymuş gibi davranıyoruz. Sonra birkaç hafta geçiyor, başka bir kriz geliyor, bu kez eskisini tamamen unutuyoruz. Hafıza sürekli yeniden formatlanıyor. Böyle olunca da hiçbir başlık derinleşmiyor, hiçbir tartışma gerçek anlamda olgunlaşmıyor.

Oysa aynı anda başka şeyler de oluyor.

Hem de çok büyük şeyler.

Burnumuzun dibindeki Ortadoğu yeniden şekilleniyor. İran iç siyasetinde yaşanan gerilimler artık sadece İran'ın iç meselesi olmaktan çıktı. Bölgesel dengeler yeniden kuruluyor. İsrail-İran hattındaki gerilim artık "uzaktan izlenen bir kriz" değil. Enerji yollarını, ticareti, güvenlik politikalarını, göç hareketlerini ve Türkiye'nin ekonomik geleceğini doğrudan ilgilendiren bir süreçten bahsediyoruz.

Ama biz bunları konuşmaya fırsat bulamıyoruz.

ünkü ekranlarda sürekli aynı sıcak gündem var.

Bir başka örnek ekonomi.

Bayramdan hemen önce ekonomiyi konuşmaya çalışıyorduk. Enflasyonu, alım gücünü, kiraları, gençlerin işsizliğini, emeklilerin durumunu, üretimdeki daralmayı, krediye ulaşamayan esnafı konuşuyorduk. Sonra bir anda bütün gündem değişti. Ekonomi yine arka sayfalara itildi. Oysa vatandaşın gündemi değişmiyor. Markette fiyat etiketi değişiyor ama vatandaşın maaşı aynı hızla değişmiyor. Bayram alışverişine çıkan insanın cebindeki hesap değişmiyor. Tatil planını iptal eden ailenin gerçeği değişmiyor.

Türkiye'de ilginç bir durum oluştu artık.

Siyasi gündem ile toplumsal gündem birbirinden ayrışmaya başladı.

Televizyonda başka bir ülke izliyoruz, sokakta başka bir ülke yaşıyoruz.

Ekranlarda "tarihi kırılmalar", "siyasi hamleler", "operasyonlar", "süreçler" konuşuluyor. Pazarda ise insanlar peynirin kilosunu konuşuyor. Gençler yurt dışına gitmenin yollarını konuşuyor. Küçük esnaf dükkânı nasıl döndüreceğini düşünüyor. Sanayici maliyet hesabı yapıyor. iftçi üretimden vazgeçmeyi tartışıyor.

Fakat bu iki gündem birbirinden tamamen kopuk değil aslında.

Tam tersine birbirine bağlı.

Kayyım tartışmalarının ekonomiyle ilgisi yokmuş gibi davranılıyor mesela. Oysa hukuk güvenliği ile ekonomik güven aynı şeyin iki farklı yüzü. Yatırımcı da vatandaş da yarın ne olacağını öngörmek ister. Kuralların kişilere göre değil sisteme göre işlemesini görmek ister. Hukukun tartışıldığı yerde ekonomi de tartışılır. ünkü sermaye belirsizlikten hoşlanmaz.

Ortadoğu'daki gelişmelerin iç siyasetle ilgisi yokmuş gibi davranılıyor. Oysa Türkiye'nin güvenlik politikaları, enerji maliyetleri, göç yönetimi ve dış ticareti doğrudan bu gelişmelere bağlı. İran'da yaşanacak büyük bir kırılmanın Türkiye'ye etkisi sadece diplomatik olmayacak. Akaryakıttan enflasyona kadar her başlığı etkileyecek.

Ekonominin demokrasiyle ilgisi yokmuş gibi davranılıyor. Halbuki ekonomik kriz derinleştikçe toplumların siyasal refleksleri de değişir. İnsanlar önce geçim derdine düşer, sonra öfke büyür, ardından kutuplaşma sertleşir. Bu yüzden ekonomik meseleler hiçbir zaman sadece ekonomik değildir.

Ama Türkiye'de meseleleri birbirinden kopararak tartışma alışkanlığı oluştu.

Her şey ayrı ayrı konuşuluyor.

Hiçbir bağlantı kurulmadan.