Devlet Adamlığı...

Cumhuriyet Halk Partisi'nde son günlerde yaşanan gelişmeler, artık yalnızca bir parti içi tartışma olarak değerlendirilemeyecek bir noktaya ulaştı. Bir tarafta mahkeme kararları sonrasında yeniden genel başkanlık makamına dönen Kemal Kılıçdaroğlu, diğer tarafta kurultayla seçilmiş genel başkan olduğunu savunan Özgür Özel ve mevcut parti yönetimi bulunuyor. Ortaya çıkan tablo ise ister istemez aynı siyasi hareket içinde iki farklı meşruiyet iddiasının yarıştığı bir görüntü veriyor.

Türkiye'nin siyasi tecrübesi, iki başlı yapıların uzun süre sağlıklı biçimde yaşayamadığını gösteriyor. Devlet yönetiminde de siyasi partilerde de yetki ve meşruiyet tartışmalarının uzaması, enerjinin sorun çözmeye değil iç mücadelelere harcanmasına yol açıyor. Bunun zararını öncelikle ilgili kurum görüyor. Ancak söz konusu kurum ülkenin ana muhalefet partisi olduğunda, ortaya çıkan tablonun Türkiye siyasetine yansıması da kaçınılmaz hale geliyor.

Bu nedenle CHP'de yaşananlar sadece CHP'nin meselesi değildir. Güçlü demokrasiler, güçlü iktidarlar kadar güçlü ve işlevsel muhalefetlere de ihtiyaç duyar. Ana muhalefet partisinin aylar boyunca kendi iç tartışmalarına kilitlendiği bir ortamın ülkeye maliyeti yalnızca parti tabanıyla sınırlı kalmaz.

Tam da böyle bir dönemde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın yaptığı açıklama dikkat çekici bir yerde duruyor.

Yavaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Kemal Kılıçdaroğlu'na çağrıda bulunarak tecrübesi ve devlet adamlığı birikimiyle sürece katkı sunmasını beklediklerini ifade etti. CHP'nin kurumsal kimliğinin korunmasının, örgütlerin ve seçmenlerin daha fazla yıpratılmamasının ortak sorumluluk olduğunu vurguladı.

Aslında bu mesajın en dikkat çekici yanı, ne söylediğinden çok nasıl söylediğiydi.

Mansur Yavaş'ın CHP içindeki tartışmalarda tamamen tarafsız bir pozisyonda olduğu söylenemez. Daha önce yaptığı açıklamalarda mevcut parti yönetiminden yana tavır aldığı ve çözümün kurultay iradesi çerçevesinde aranması gerektiğini savunduğu biliniyor. Dolayısıyla son açıklaması da siyasi olarak nötr bir metin değil, belirli bir pozisyonun ifadesiydi.

Ancak açıklamayı önemli kılan nokta, tarafını belli etmiş olmasına rağmen kullandığı dil oldu.

Türkiye siyasetinde kriz anlarında taraflar genellikle karşı tarafı gayrimeşru ilan eden, köprüleri atan ve gerilimi yükselten bir üsluba yöneliyor. Oysa Yavaş, desteklediği çizgiyi savunurken dahi Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi birikimine ve tecrübesine vurgu yapmayı tercih etti. Sorunu kişiler üzerinden değil, kurumun geleceği üzerinden tartışmaya açtı.

Burada üzerinde durulması gereken nokta da tam olarak budur.

Siyaset, özellikle kriz dönemlerinde insanları hızla sertleşmeye ve saflaşmaya zorlar. Taraflar kendi pozisyonlarını güçlendirmek için karşı tarafı itibarsızlaştırma yoluna gidebilir. Kısa vadede bu yöntem tabanı konsolide ediyor gibi görünse de uzun vadede kurumları zayıflatır. ünkü geriye kalan şey çözümler değil, derinleşmiş kırgınlıklar olur.

Yavaş'ın yaklaşımı ise farklı bir siyasi refleksi temsil ediyor. Desteklediği tarafın haklı olduğunu düşündüğünü saklamadan, sürecin sonunda CHP'nin ayakta kalmasının kişisel ya da grupsal kazanımlardan daha önemli olduğunu hatırlatıyor. Bu yönüyle mesaj, bir taraf açıklamasından çok bir sorumluluk çağrısı niteliği taşıyor.

Elbette bu konunun önemini, siyasetin bunu yapabilmesi durumunda kendisini güvende hissedip hissetmeyeceği sorusu saklı kalmak üzere değerlendirmek gerekir. ünkü Türkiye'de siyaset uzun yıllardır uzlaşmadan çok kutuplaşmayı, sağduyudan çok sertliği ödüllendiren bir zeminde ilerliyor. Böyle bir atmosferde tansiyonu düşürmeye çalışan isimler her zaman en görünür aktörler olmayabiliyor.

Ancak kurumların ömrünü uzatan şey çoğu zaman tam da bu yaklaşımdır.

Son haftalarda Yavaş'ın açıklamalarına bakıldığında ortak bir çizgi görmek mümkün. CHP'nin kendi iradesiyle çözüm üretmesi gerektiğini, parti içi sorunların demokratik mekanizmalarla aşılmasının önemini ve kurumsal yapının korunması gerektiğini vurguluyor. Tartışmanın kazananlar ve kaybedenler üzerinden değil, partinin geleceği üzerinden değerlendirilmesini istiyor.