Ben belirli ve belirsiz düşünceler karmaşası halinde iken Salih'in sesi ile irkildim. "Arı oğul veriyor, İlhan ağabey haber vermiyor" sesini duydum, başımı kaldırdım. Gördüğüm manzara ilginçti.
Arı kovanlarının birinden yoğunluğu gözle görülen bir boşalma oluyordu. Bu olaya hiç te yabancı değildim. Olay üzerine Salih ile konuşmaya başladık. Salih döndü, maskesini ve eldivenlerini taktı.
Bir kovan ve özel bir kapta şerbet getirdi. Uçuşan arılar zaman ilerledikçe artıyor ve bir ağaca doğru havada yöneliyorlardı. Kocaman bir yumak olmaya başladı.
Bu ilgimi çeken olayı video ile kayda almaya başladım. Salih beni uyardı. Arılar seni sararlarsa çok tehlikelidir, ağabey dedi. Ben de bana zarar vereceklerine inanmıyorum, dedim.
Kovanın altına bir kova daha koydu. Şerbetlediği çerçeveyi arı yumağının altına yaklaştırıyor. Arıların kimileri çerçeveye geçiyor, kovana konuyor.
Bu işlem sırasında ben, daha İstanbul'a gitmeden önce yaptığım bir uygulamamı anlatıyorum. Henüz çocuk yaşta idim. Çıplak ellerimle arıları avuçlayıp kovaya doldurduğumu söylüyorum.
Salih avuçladığı arıları kovaya koyarken arada kopan parçalar da birbirlerinden kopmadan topaç halinde yerlerine iniyorlar. İşlem bütün sıcaklığı ve heyecanı ile devam ediyor.
Bir kısım arı hâlâ önce konduğu yere doğru uçuşuyor ve aynı yere sarılmaya zorlanıyor. Meğer hâlâ oradaki ana arının kokusundan etkileniyorlar.
Şimdi gelin de düşünce koordinasyonlarınızın titreşiminden etkilenmeyin.
Bu küçücük sinekteki ana bağının kopmaz sağlamlığına, itaat sisteminin değişmezlik sırrına, birlik, bütünlük, beraberlik ve verimlilik akışına kapılmayın. Toplumsal ahengine, iş bölümündeki adalet kıvamına, sanattaki üretim becerilerinin erişilmezliğine hayran olmayın. Ve farklı akışlara kapılmayın!

31