"Kıldan ince kılıçtan keskin"(5)
İlhan Oral
Kadını "evinin sultanlığından" kopardılar, bugün ki perişan ve mezbele haline getirdiler. Bunu da Avrupa Hristiyanlığının başarı ve zaferi olarak ilan ettiler.
Bu kadarı ile yetinmeyip, İslam'ın bir daha toparlanamayacağı kanaatiyle hüküm verdiler. Çok mülevves Batılı haçlı döküntüleri kalplerindeki hınç, azgınlık, kıskançlık ve saldırganlıkları ile bizim kadınlarımızın gönül atmosferini kirlettiler.
İlk iffetsizlik ve hâyasızlık aşısı için, o gün Cumhuriyet gazetesinin Türkiye güzeli diye paketleyip gönderdiği Keriman Halis'i denek olarak kullandılar.
Ondan sonra da asırların sarsamadığı Osmanlı devletinin enkazı üzerinde fuhuş bataklıkları yayılmaya başladı. Fuhuş bataklıklarının çoğalıp yayılması ile artık kadın milletinin beyni uyuşmaya maruz kaldı. Erkek milleti de hiç gecikmedi, devreye girdi.
Bu fırsatı ganimet sayan şer güçler, müslüman milletin ailesini tüm manevî değerlerinden soyutlayarak paramparça ettiler. "Bir iplik çeksen kırk yama birden dökülüyor." İşte bunu anlatıyor. Hele "kız gibi" deyimi ile melekleşmiş kızlarımız, şeytanın bile "senin şerrinden Allah'a sığınırım" dediği kadar kimlik kaybettiler.
Eğitimin her kademesinde, devlet dairlerinde, sportif alanlarda, yemek ve televizyon programlarında, ulaşımda velhasıl her alana tıklım tıklım doldurulan bayanlar, kadın olduklarını unuttular. Aslında işkence çektiklerinin farkına varmadılar. Ona hoş görülen bu işkenceler otomatik olarak onları vahşileştirdi. Onlar televizyon programlarında bile analarına ve babalarına kuduz sırtlanlar gibi saldırır oldular.
Kadınlara reva görülen bunca haksız muameleler, onları geriyor, kasıldıkça kasılmalarına sebep oluyor. Çünkü onlar sabahın erken saatlerinde çabucak yuvalarından çıkıyorlar. Bebeklerini döküntü malzeme gibi bir yerlere sıkıştırıyorlar.
Ana yavrusundan kopuyor ve çile çekme zorunda kalıyor. Yavrusu, ana sütünden, şefkatinden, merhametinden, sıcacık ilgisinden hatta onun analık kokusundan mahrûm kalıyor. Yetmiyor, çoğu kez üvey evlat muamelesi görüyor. Çocuk artık anasına küsüyor. Baba ilgisizliği de eklenince o melek timsali yavrular babadan da soğuyorlar. Zaten bakıcılarına da gıcık kapıyorlar. Bunun sonunda erkek çocuklar ya uyuşturucu mübtelâsı, ya kaatil ya silik şahsiyet, ya da sünepeyi andıran tufeyli oluveriyorlar.
Eğer kız çocukları ise, ya elden ele atılan, şehvetperestlere satılan ya da ebeveyn katilliğine kadar terfi edenler oluyorlar. Dahası bunlardan Galata köprüsünde onun bunun içki şişesinde kalan artığını içerek ayyaşlığa mahkûm oluyorlar.

4