Yazar, Cuma namazı örneğinden hareketle Peygamberin tüm uygulamalarının dinî emir olduğunu ve müminler tarafından aynen takip edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu iddiayı Kur'ân'dan alıntılarla desteklemekte ve Peygambere itaatin Allah'a itaat demek olduğunu vurgulamaktadır. Ancak tarihsel dönemde uygulanan bazı pratiklerin modern şartlarda aynı biçimde takip edilmesinin zorunluluğunu tartışmamak, yazının en zayıf noktası değil midir?
Bu meçhul fiile, fail isnat etmek ihtimale dayalıdır. Kaldı ki Allah'ın iradesine müdahale de muhtemeldir. O halde müminler hangi diyârda olursa olsunlar Cuma günü o nidâ olan ezan sesini duyarsa fasılasız ve tereddütsüz emre uyarak "Allah'ın zikrine" koşar adımlarla illâki gitmelidirler.
Gitmezlerse iş değişir. Burada ezan sesini duymak şarttır, "Allah'ın zikrine" gitmek meşruttur. Aksini yapmak müminler için merduttur. Evet, "Allah'ın zikrinin" gereği, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in uyguladığı gibi müminlerin aynen yapmasıdır. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Cuma namazını 4 sünnet+2 farz+4 sünnet olmak üzere10 rek'at kılmıştır. Müminler de böyle uygulamalıdırlar.
"Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, inanmış erkek ve inanmış kadının onun yerine kendi işlerinden hiç birini tercih hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (Ahzap:33/36) Kaldı ki Peygambere de hiçbir meselede vahyin dışında seçme hakkı verilmemiştir; "O, arzusuna göre konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan vahiyden başka bir şey değildir." (Necm:53/3) Bir başka ayette Resûlüne neleri emrediyor, bir bakın;
"De ki: Ben, Allah'ın hazineleri yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmem. Size, 'ben Meleğim' de demiyorum. Ben, ancak bana vahyolunan'a uyarım, de. 'Kör ile gören, bir olur mu Artık siz iyice düşünmez misiniz'" (En'am:6/50)
Şimdi meselenin odak noktasına geldik. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in din adına yaptığı her uygulama Kur'an-ı Kerim'de olanlar "vahyi metluvdur,"

7