Yazı, mal ve çocuklara düşkünlüğün Allah'ın zikrinden insanları alıkoyabileceğini, bunun münafıklığın işareti olduğunu iddia ediyor. Bu tehlikeyi vurgularken, dünyevi sorumluluklar ile ruhani yükümlülükler arasındaki dengeyi sorgulayıcı bir şekilde ele alıyor. Ancak Kur'an'ın kendisi ekonimik hayatı ve aile sorumluluklarını meşru saydığına göre, bu iki alan gerçekten çatışmak zorunda mıdır?
Ey müminler, sizi ne mallarınız, ne evlatlarınız Allah'ın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ebedî zarara uğrayanlardır. (Munafıkûn:63/9) Ayeti kerimeye dikkatle yoğunlaştığımızda çok manidar bir ayrıntı ile karşılarız. İnsan mala servete bir de ailesine özellikle evlatlarına çok düşkündür. İşte bu, eğer zikir ibadetine mal, servet ve aile özellikle evlada düşkünlük insanın aleyhine gelişebilir. Tehlikelidir.
Evet, çok tehlikelidir. Çünkü "Allah ve Resûlüne muhalefet" isyandır ve şirktir. Ayrıca; İyi biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız imtihan vesilesidir. Fakat Allah'ın katında pek büyük ecir vardır. (Enfal:8/28) İşte burada mümin müslüman ile yalın müslüman arasında iman farklılığı kendini gösterir. İnsanın iç yüzü teşhir edilir.
Gerçekten münafıklar Allah'a karşı hile yapmaya kalkışırlar. Oysa Allah onları tuzağa düşürür. Onlar namaza kalktıkları zaman üşene üşene kalkarlar, insanlara gösterişte bulunurlar. Hem de onlar Allah'ı pek az zikrederler. (Nisa:4/142)
Onların Allah'ı pek az zikretmeleri, kalplerinde nifak illeti yerleşmiş olduğundandır.
İnsan için nifak illeti elbette ağır sorumluluk ve telafisi çok zor bir külfettir. Bu açıdan baktığımız zaman zikir gibi bir ibadetin ihmali ve gafleti de ağır sorumluluk ve telafisi çok zor bir zarar olarak etkilerini sürdürür. Birçok ihmal ve gaflet kalpleri katılaştırıp duyarsızlaştırır. Cuma namazından sonrası için Cenab-ı Hak emir verir;

6