Yalnızca ihtimal değil, her türlü hak ihlalleri de bundan kaynaklanmaktadır. Hak ihlalleri de kişiler, gruplar, devletler hatta dinler arasında çok cereyan etmektedir.
Devletler ve dinler arasında cereyan eden hak ihlalleri çoğu zaman geri dönüşü olmayan yıkımlara sebep olmaktadır. İnsanlık tarihinde en çok müslümanların mukaddeslerinin ilga edilmesi gelmektedir. Müslümanların mukaddeslerinin ilga edilmesi yüzünden gelişen siyasî, sosyal, ekonomik ve ahlâkî alanlarda çöküşün ve vahşetin haddi hesabı henüz yapılmamıştır. Özellikle çöküş suratla artmaktadır.
Osmanlı devletinin son dönemlerinde ilmiye alanında dirayetli ilim adamları etkinliklerini kaybettiler. Devlet yönetimi de hiyerarşik zaafa uğradı. Ulema ile Ümera arasında ahenk bozuldu, bağlar koptu. Ahali şaşkına döndü. Bir nevi devlet savunmasız kaldı. Her makam yabancı ajanların kontrolü ve yönetimi istilasına uğradı.
Artık bütün değerlerimiz yer ile yeksân oldu. Maddî ve manevî değerlerimiz talan edildi. "Din işleri ayrı, devlet işleri ayrıdır" gerekçesi ile özellikle "İslam hukuku" toptan tedavülden kaldırılarak yasaklandı. Camiler kapatıldı. Nice cami ve Medrese kapatılmakla kalmadı, gayri meşru işler için tahsis edildi. Her şey değişti.
Bütün bu negatif gelişmeler, asıl ve köklü medeniyetin insanlarını da değiştirdi. Hiç bir manevi sorumluluk kabul etmeyen "demokratik" ve "laiklik" sistemin müntesipleri inadına İslam düşmanlığında ısrar ettiler. Bozgunculuk devam etti.
Bozguncular tahrip ettikleri toplum değerlerinin neticelerini gördükçe suçlu aradılar. Aradıkları suçlu portföylerinde her zaman hazırdı; "Şeriat hortluyor" iddiası ile açıklarını kapatmaya çalıştılar. Fakat sırrına erişilmez kadere engel olamadılar.

11