Din hizmeti ve bu hizmetin erleri

Kur'an'ı Kerimi hıfzetmenin devamı olan anlama ve uygulama gibi hizmetleri unutuyorlar. Rabbimizin muradına ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin uygulayışına itibar etmiyorlar. Daha doğrusu tabularını aşamıyorlar.

Hizmet vermek isteyenlerin kimi akademik kariyerini, kimi mollalık saltanatını, kimi grup taassubunu, kimi siyasî bağımlılığını ve kimi de bencillik gurur engelini terk edemiyor. Daha korkunç olanı kimi de şartlanmışlık girdabından çıkmak istemiyor.

Aslında hemen her biri tek bir ayete riayet edecek olsa nelere kavuşacaklarını çok açıkça göreceklerdir. "Gerçekten bu Kur'ân, insanları en kıvamında sisteme kavuşturur. Salih ameller işleyen müminlere de, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler." (İsra:17/9) Burada, "Kur'ân, insanları en kıvamında sisteme kavuşturur" ile "büyük mükâfat" beyanlarına çok dikkat etmek gerekecektir.

Elbette İslam hâkimiyeti, müslümanların özgürlüğünü, huzur ve güvenlerini garanti eder. Ancak müslümanların paramparça ve darmadağınık oluşları yüzünden ne özgürlüğü ne huzuru ve ne de güveni olur. Her şeyden daha önemli olan "Muhakkak Allah katında din yalnızca İslam'dır." Müslümanların bu temel ilkeyi topyekûn kabul edip "dinledik ve itaat ettik" ikrar ve hareketleriyle "va'di ilahî" tecelli eder.

İşte bu kıvam sonunda müslümanlar mümin olma şerefine nail olurlar. Mümin olma şerefine nail olan müslümanları Rabbimiz Allah Teâlâ özellikleri ile tebcil eder;

"O müminler öyle kimselerdir ki, insanların kimileri kendilerine: 'Düşmanlarınız olan bazı insanlar size karşı ordu hazırladılar. Onlardan korkun.' dediler. Bu söz onların imanını artırdı ve 'Allah bize kâfidir, O ne güzel vekildir', dediler." (Ali İmran:3/173) Elbette Allah katında bunlar mümindir.