Çocuk cinayetleri

İşlenen çocuk cinayetleri münferit bir hadise olarak görülemez. Bu durum, sıradan bir asayiş meselesi olmanın ötesine geçmiş, toplumsal bir bozulmanın işaretlerini vermeye başlamıştır. Bu cinayetler, yalnızca bir cana kıyılmasını değil; aynı zamanda ailelerin geleceğe olan inancının, toplumun adalet duygusunun ve devletin koruyucu kudretine dair güvenin zedelenmesini de beraberinde getirmektedir.

MİNGUZZİ olayından sonra Güngören'de yaşanan bu ikinci cinayet, ne yazık ki münferit bir hadise olarak görülemez. Daha önce de benzeri bir vakaya, Taksim'de, aynı tip serseriler tarafından işlenen bir cinayetle şahit olunmuştu. Anlaşılan odur ki bir süredir belirli çevrelerde, belirli gruplara karşı sistemli bir kin ve nefret duygusu körüklenmekte; bu insanlar "eğlenilecek", "alay edilecek" ve hatta "yok edilecek" unsurlar olarak telkin edilmektedir. Bu durum, sıradan bir asayiş meselesi olmanın ötesine geçmiş, toplumsal bir bozulmanın işaretlerini vermeye başlamıştır.

Şahsen, bu sapıkça cinayetlerin ardından, fail ya da faillerin etrafında kümelenen birtakım sapkın çevrelerin, cenaze sahiplerini çeşitli şekillerde taciz etmesini de aynı ruh hastalığının bir tezahürü olarak görüyorum. Ne var ki bu ruh hâlinin yalnızca bireysel düzeyde kalmadığı, belirli ölçülerde teşkilatlandığı yönünde kuvvetli emareler vardır. İçişleri Bakanımızın bu konudaki dikkatli çalışmaları, meselenin ciddiyetini ortaya koymakta ve kamuoyunda haklı şüpheler uyandırmaktadır. Bakanın bu noktada desteklenmesi gerekir. Zira vaziyet her geçen gün daha da vahim bir hâl almaktadır; toplumun sabrı tükenmektedir.

Haberin Devamı

GELECEĞE İNANÇ GİDİYOR GÜVEN ZEDELENİYOR

Gayet kolay temin edilen silahlarla, bir ailenin bütün ömrünü ve bütün varidatını harcayarak yetiştirdiği ümit ağaçlarının böylesine hunharca yok edilmesi, maşerî vicdanda ve toplumsal bilinçte derin yaralar açmaktadır. Bu cinayetler, yalnızca bir cana kıyılmasını değil; aynı zamanda ailelerin geleceğe olan inancının, toplumun adalet duygusunun ve devletin koruyucu kudretine dair güvenin zedelenmesini de beraberinde getirmektedir.

Sapkınların avukatları ise zaman zaman gülünç savunma delilleriyle kamuoyunun karşısına çıkmaktadır. Hukukun savunma hakkını teminat altına alması elbette esastır; ancak müvekkillerinin tehditkâr tutumlarını ve çevreye verdikleri açık gözdağını önlemek hususu, anlaşılan o ki çoğu zaman gündeme dahi gelmemektedir. Bu tutum, hukukun vakarını zedelediği gibi, adalet duygusunu da aşındırmaktadır.

Haberin Devamı

Bu olaylar, mesleğini büyük bir ciddiyet ve başarıyla icra eden avukatlarla baroları, giderek halkla karşı karşıya getirecek tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır. Asıl endişe verici olan da budur. Zira hukuk düzeni ile toplum arasındaki güven bağı bir kez sarsıldığında, bunun tamiri son derece güçtür. Devletin görevi, yalnızca suçluyu cezalandırmak değil; bu tür sapkınlıkların toplumsal zemin bulmasını da kararlılıkla engellemektir. Aksi hâlde bugün çocukları, yarın ise toplumun bizzat kendisini koruyamaz hâle geliriz.

MATTİA AHMETMİNGUZZİ