Tam 700 yıl önce 1326'da insanlar Domaniç ve Söğüt yaylalarındadır. Böyle güzel ve zengin bir toprağın başında oturan Osman Gazi'nin azla yetinmesi mümkün mü Osman Gazi ölüm yatağındayken Bursa'nın fethini duyuyor. Tevârîh-i Âl-i Osmân'da meşhur nasihati vardır: "Nökerinden her nimetini esirgeme, adil ol."
1963yılı Eylül'üydü. Zor bir yaz geçirmiştim. Bir iki dersten ikmal imtihanına kalmış, lise 1. sınıftan 2. sınıfa geçmiştim. Doğrusu sıkılmıştım; yorucu bir yıldı benim için. Çünkü aynı zamanda Mukadder Sezgin Bey'in açtığı rehber kurslarıyla meşguldüm ve ağır bir sınıf olan lise 1'i de ihmal etmiştim. Ama ziyanı yoktu; bu ihmali hemen telafi ettim, hayatımı değiştiren başka bir safhaya el atmıştım: Türkiye coğrafyasına.
O YILLARDAYOL YOKTU
Ankara'nın burnunun dibindeki Konya'yı, Göreme'yi, Gordion'u bu kurslar sayesinde görmüştüm. Türkiye o yıllarda zordu; yol yoktu. En yakın mesafelere bile şose veya makadam denen toprak yollarla ulaşılıyordu. Ankara, Konya, Adana'nın dışında, otobanı bırakın, doğru dürüst asfalt yol bile yoktu. Bursa'yı henüz görmemiştim; İstanbul'u ise akrabalarımız dolayısıyla biliyordum.
Haberin DevamıO yıl Konya'daki Mevlâna törenlerinden sonra 300 kilometrelik Göreme yolunu Ankara'dan sabahın köründe yaptık. Ertesi sabaha karşı geri döndük. Bir başka hafta sonunda Alacahöyük'e, Çorum civarında Hititlerin merkezi Boğazköy'e, Gordion'a gittik. Seksen kilometrelik Gordion Harabeleri'ne toprak yoldan gidiş geliş tam bir maceraydı.
Bunalmıştım. Bütün oğlan çocukları gibi annemle itişerek Türkiye'ye açılmaya karar verdim. İmtihanlar biter bitmez Bursa'ya gittim. Başka yol yoktu; Bursa'ya sabah kalkıp öğlen ulaşıyordunuz. O gün orada kalmak zorundaydınız ve ardından İzmir'de annemin kuzenine gidecektim. Türkiye o yıllarda genç insanların her yerde otel bulup kalabileceği bir ülke değildi.
BÜYÜKANNEMİNEVİ GİBİYDİ
Bursa büyükannemin evi gibiydi: temiz, ucuz, anane kokan. Henüz kalaylı tabaklarda döner kebap yenirdi. Uludağ'a çıkmak başlı başına bir maceraydı; çıkan da yoktu. Şehrin içini gezmek bir harikaydı. Akşam bir tur attım; Çekirge'den aşağıya kadar yürümek bir meseleydi ama dünyanın en zevkli turuydu. Zannediyorum iki gece kaldım. Üçüncü gün öğleden sonra İzmir'e giden otobüse bindim.
Haberin Devamıİzmir bambaşka bir yerdi. Rıhtımdaki kordonda insanlar kızlı erkekli oturmuş bira içiyordu. Bu Ankara için değil, İstanbul için bile yeni bir şeydi. Şehirli, iyi giyinen, renkli bir yerdi. Lâkin kitapçı yoktu. İkinci gün Selçuk üzerinden Efes'e ulaşmam maceralı bir turdu; Ephesus harabelerinden sonra Meryem Ana Evi'ne çıkmak da öyle. Bir başka turda kendimi Marco Polo zannederek Bergama'ya gittim; bu daha da maceralı bir gidiş gelişti.
Ertesi yıl okul tarafından, Dışişleri Bakanlığı'nın davet ettiği Danimarkalı bir gazeteci ve eşine refakatle görevlendirildim. Çorum, Alacahöyük, Samsun... Güya Karadeniz'in merkeziydi ama yoklukla varlığın sınırı hissediliyordu. Oradan Trabzon, Rize; nihayet enteresan bir dağ kenti gibi görünen Tunceli, Erzurum, Bartın'da kaldık. Bartın yoksul ama büyükçe bir kasabaydı. Artık sıkmaya başlayan Doğu Anadolu gezimizi Malatya ve beni çarpan Erzurum üzerinden karı kocayı Halep'e yollayarak bitirdim. Dönüş iyiydi: Gaziantep'ten dolmuşla Adana'ya, Tarsus'a ve Ankara'ya döndüm. Bunlar büyük seferlerdi.
Haberin DevamıŞEHRİ GEZMEYEDOYAMAMIŞTIM
1963'teki Bursa seferim adeta bir rüyaydı. Osmanlı İmparatorluğu'nu her şeyden evvel romantik bir devlet olarak düşünmeye başladım. İnsanlar güzel, romantik, dağın taşın bereketli olduğu zengin bir ülkeyi fethediyorlardı. Böyle bir ülkenin fatihi olmak Ortaçağ'da birçok devletin arzu ettiği bir gelişmedir.
Şehri gezmeye doyamamıştım. Her mahallesi, her sokağı ayrı bir renk, ayrı bir çekicilik, ayrı bir büyüklük kokuyordu. Nasıl bir devletin ortaya çıkacağı belliydi. Ertesi gün Ege ovasının zenginliğine doğru hareket ettik. Büyülenmiştim.
Atatürk Lisesi'ndeki gezi kolu hocamız Osman Bey'i ikna ederek yeniden geldik. Erkek lisesiydi. Doğrusu gruptaki arkadaşların ilgi dereceleriyle pek ilgilenmedim. Şehir beni başka türlü büyülemişti. Hocamız kimyacıydı; ipek fabrikasını gezdirmekte ısrar etti, iyi de etti. Tepeye çıktık; teleferik kurulmuştu. Bursa'nın hamamları, camileri etkileyiciydi. Bu ziyaret geç sonbahardaydı. Kahvelerde oturduk, insanlarla konuştuk, Bursalılarla tanıştık.

11