25. yıl

Hürriyet ve Milliyet'in çatıları altında bugün yirmi beşinci yılım. Bu yirmi beş yılda haftalık yazılarımda hiç aksama olmadı. Ümit ediyorum ki beraberliğimiz bir müddet daha devam eder. Sevgili okuyucularıma iyi ve sağlıklı yıllar diliyorum.

Sedat Ergin, basın dünyamızda her zaman çok takdir ettiğim, disiplinli araştırmacılığıyla yazan değerli bir dış politika muhabirimiz ve yazarımızdır. Yirmi beş yıl evvel genel yayın müdürü olarak Milliyet'teydi. Bana haftalık yazmayı teklif etti.

Daha evvel, 1983'te, eski bakan ve milletvekilliğinden sonra Milliyet genel yayın müdürlüğü yapan Altan Öymen Bey ile bir Mayıs programı yapmıştık; 1946 senesinde demokrasiye geçiş için Meclis Reisi Refik Koraltan'ın defterinin yayımlanmasına hazırlanılıyordu. Bana ilginç bir belge gibi göründü. Nitekim onun etrafında 1946'da demokrasiye geçiş için bir giriş dizisi kaleme almıştık. Bir hafta kadar tefrika edildi. O günlerde Altan Bey'den, titiz ve mütevazı bir çalışma anlayışı ile redaksiyonu idare etme konusunda hayranı olduğum bir ders aldım. İlginç bir kişilikti.

Haberin Devamı

BAZI İNCELİKLERİBASINDAN ÖĞRENDİM

Basın dünyasının böyle değerli adamlarını tanımak benim için bir kazanç oldu. Çünkü üniversite dışında hiçbir tecrübem yoktu. Sağda solda ara sıra yazmak, siyah beyaz televizyona konuşmak, basında görev almak değildir. O tarihte gazetelerde son derece ilginç ve bilgili musahhihler vardı. Bunlar ekseriyetle edebiyat derslerinin hocalığından gelmiş, Türkçenin kurallarına hâkim insanlardı. Hiç kimse "üniversite hocasıyım" diye burnunu kaldırmasın. Basın bana Türkçenin bazı inceliklerini öğretebiliyorlardı. Sonra birden gazeteler dijitalleşti ve bu arkadaşlardan bazılarının yaptıkları işlerin sona erdiğini gördüm. Bence bu bir kayıptır. Türk basını bu gibi insanları işten çıkarma lüksüne sahip değildir.

O tarihte İstanbul'un nüfusu henüz 12 milyon civarındaydı. Yani bugünkünün yarısı kadar; hatta belki de daha az. Çünkü İstanbul nüfusuna artık 24 milyon deyip işin içinden çıkamayız. Maalesef Kocaeli vilayetinde, karşıda Balıkesir'de birtakım ilçeler buranın gündelik trafik akışı içinde ayrılmaz parçası hâline gelmiş durumdadır. Hepimizin gördüğü gibi şehrin ihtiyaçları, kaynaklarıyla bağdaşmıyor.

Nüfus çok değişikti; o zamanlar da belliydi. Ne konuşulan Türkçenin, ne âdetlerin birbiriyle çakışabildiği, ne de mahalle hayatının ve oturumun birbiriyle bütünleşebildiği bir şehirdi. Söz konusu durum bugün de öyledir ama daha şiddetlidir. Banliyölerimiz bitti artık; İstanbul'un varoşlarından bahsediliyor. İstanbul'un belediye sınırları tamamıyla vilayet sınırları içinde kaldı.

Haberin Devamı

İLK YAZIMGÖÇ ÜZERİNEYDİ

Yazarlığa başladığımda ilk yazım "Gençler neden dışarıya göç ediyorlar" konusu üzerindeydi. 2000 yılının Aralık ayında başlayan bu yazılarım bir müddet sonra başka alanlara yöneldi. Sayın Ecevit'le yakın ilişkideydik, Demirel'i de görüyorduk. Türkiye bir geçiş dönemindeydi. Geçiş döneminde bir kere daha anlaşıldı ki, bir zaman zehirli dillerimizi acıtmadan uzattığımız bu iki lideri arayacağız.

İlk önce, o zaman Cumhuriyet genel yayın müdürü Hasan Cemal, bana İstanbul semtleri hakkında tefrika hâlinde yazmamı teklif etti. Hiç düşünmedim, "evet" dedim. Arşivden bilgilerim vardı, başka notlar topladım. Bunlar bir müddet sonra "İstanbul'dan Sayfalar" adı altında bir kitap hâlinde çıktı. Bu arada "Gelenekten Geleceğe" adında bir kitapta topladığım bazı makalelerimi de Hil Yayınları'na verdim. Böylece kitle ile temasa geçtim. Yazılarımı sadece üniversite için yayımlamayı bir fazilet sayıyordum. Yanlış! Bana kalırsa politikaya da bir şekilde karışmalıydı. Hiç politika yapmadım. Orada da çok yavan kalmışım. Yanlış!

Haberin Devamı

1983 yılından itibaren Avusturya'da, Kudüs'te üniversitede, dört haftalık bir seminer için Princeton'da, yine aynı şekilde dört haftalık bir seminer için Oxford'da görevlendirildim. Almanya'da Frei Üniversitesi'nde bir dönem geçirdim. Doğrusu bu çok sonucunun yararlı olduğunu söyleyemem. Beni fazla ilgilendirmedi. Milletler arası ilişkiler diye her üniversitede her programa katılmak doğru değildir. Buna karşılık Moskova Üniversitesi'ndeki periyodik derslerimden çok istifade ettim. Ait olduğum ama uzak kaldığım bir dünya ile temasa geçmiştim. Sovyet yurttaşlarımı, ardından Rusya Federasyonu olan yeni meslektaşlarımı çok sevdim; hâlen de severim. Hayatımda ve akademik dünyamdaki yerleri unutulmazdır.

Haberin Devamı