Yazı, AK Parti liderliğinde Türkiye'nin Somali'den Ukrayna'ya kadar çeşitli uluslararası krizlerde sağduyulu ve hakkaniyetli bir diplomasi yürüterek 'öğretici ülke' konumuna yükseldiğini savunmaktadır. Bu iddiayı güçlendirmek için Gazze sorununda Erdoğan'ın söylemlerinin dünyanın fikrini değiştirdiği gibi somut örnekler sunmaktadır. Ancak yazı, Türkiye'nin bu başarısının ne derece diğer uluslararası aktörlerin zayıflığı ve bölgesel çıkar boşluğundan kaynaklandığını sorgulamıyor?
Kırk gün süren savaşın ateşkes aşamasına gelmesi, geleceğe dair kesin bir öngörü ortaya çıkarmasa da insanlığın derin bir nefes almasını sağlamıştır. Savaş durma noktasına gelirken, ABD ve İsrail'de siyasi tartışmalar devam etmektedir. Bu iç hesaplaşmalar sürerken, biz bu süreçte Türkiye'nin üstlendiği öğretici rolü ele alabiliriz.
Ülkemizin etrafında bir kriz yaşandığında sıkça dile getirilen "İyi ki bu dönemde ülkenin başında Sayın Erdoğan var" ifadesi, bu savaş sürecinde Batılı siyaset bilimciler tarafından da en az Türkler kadar kullanılmıştır. Bunun başlıca sebepleri şunlardır:
1. Türkiye'nin kendi ülkesini savaşın dışında tutması,
2. Savaş karşıtı güçlü ve tutarlı bir söylem geliştirmesi,
3. Körfez ülkelerinin çatışmanın dışında kalmalarına katkı sağlaması,
4. Savaşın bölgesel bir çatışmaya dönüşmemesi için yüksek düzeyli diplomatik çabalar göstermesi.
Batılı devletler son yıllarda ciddi bir yönetici krizi yaşamaktadır. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde bu durum "kaht-ı rical" (yetişmiş ve nitelikli devlet adamı eksikliği) olarak tanımlanmıştır. Günümüzde Batılı birçok devletin benzer bir sorunla karşı karşıya olduğu görülmektedir.
Donald Trump, ilginç ve karizmatik bir lider olarak öne çıkmıştır. İran savaşı sürecinde sergilediği sıra dışı tutum ve söylemler, ABD'li muhalifler tarafından sert biçimde eleştirilmiş; hatta başkanın akıl sağlığı dahi tartışma konusu yapılmıştır. "Medeniyetinizi bir gecede yok ederim" şeklindeki söylemleri, İran'a karşı nükleer silah kullanılabileceğine dair küresel bir korku iklimi oluşturmuş ve insanlık bu gelişmeleri endişeyle izlemiştir.
Başarılı ve vizyoner bir liderin değeri kuşkusuz kendi başına önemlidir; ancak bu değeri daha da anlamlı kılan unsur, diğer dünya liderleriyle yapılan mukayesedir.
Tarih sahnesinde zaman zaman bir milletin kaderi ile bir liderin kaderi özdeşleşir ve bu durum, milletin yeniden yükselişinin başlangıcı olabilir.
ADIM ADIM YÖNETEN VE ÖĞRETİCİ ÜLKE: TÜRKİYE
Somali: Somali, uzun yıllar boyunca kaderine terk edilmiş, terör örgütlerinin hâkimiyet kurma noktasına geldiği bir ülkeydi. Türkiye, en riskli dönemde Somali'ye destek vermiş ve Sayın Cumhurbaşkanı'nın gerçekleştirdiği ziyaret büyük yankı uyandırmıştır. Türkiye'nin sağladığı ekonomik, askerî ve kurumsal destek sayesinde geçen on yıl içinde Somali'de önemli bir istikrar sağlanmış, deniz güvenliği ve enerji arama faaliyetleri gibi alanlarda somut ilerlemeler kaydedilmiştir. Bugün sondaj gemileriniz Somali kıyılarında petrol aramaktadır yarın Somali.
Libya: Libya'da iç çatışmaların yoğunlaştığı dönemde, meşruSarraç hükümetinin kontrol ettiği alan oldukça sınırlıydı. Hafterliderliğindeki güçler, birçok ülkenin desteğini arkasına almıştı. Türkiye'nin verdiği destek, önce sahada dengeyi sağlamış, ardından meşru hükümetin yeniden toprak kazanmasına katkı sunmuştur. Bu gelişmeler dünya medyasında geniş yer bulmuştur. Günümüzde Libya'da çatışmalar büyük ölçüde azalmış ve ülke istikrara doğru ilerlemektedir.
Azerbaycan-Ermenistan savaşı: Azerbaycan, işgal altındaki topraklarını geri almak için uzun yıllar hazırlık yapmıştır. 2020'de başlayan çatışmalarda Türkiye'nin sağladığı askerî ve teknolojik destek belirleyici olmuş, özellikle insansız hava araçları savaş paradigmasını değiştirmiştir. Savaş sonrasında bölgede diplomatik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik adımlar atılması, kalıcı barış açısından önemli bir gelişme olmuştur. Ermenistan Başbakanı'nın Türkiye ile diplomatik ilişkilerini devam ettirmesi ve Sn. cumhurbaşkanımıza olan güveni bölgesel istikrar için oldukça önemlidir.
Suriye iç savaşı: Suriye krizi, çok sayıda aktörün sahada yer aldığı son derece karmaşık bir süreçtir. Türkiye, bu süreçte hem insani yardım faaliyetleri hem de diplomatik girişimleriyle dikkat çekmiş; "stratejik sabır" ve "tarihin doğru yerinde durmak" olarak nitelendirilen bir politika izlemiştir. Bu yaklaşım, Türkiye'nin öğretici rolünün en belirgin şekilde ortaya çıktığı alanlardan biri olmuştur.

3