İslam dünyası okuyucular köşesi gibi
İDRİS GÜNAYDIN
İslam Dünyasının hâli, bizim okuyucular köşesi gibi. Neyi nasıl yazsan yaranamıyorsun. Okuyucular dört gruba ayrılıyor.
1-Yazıyı okuyup giriş bölümü ile ana fikri arasındaki bağlamı koparanlar.
2-Yazıyı okuyup anlamayan fakat kendi inandığı gibi yorum yazanlar.
3- Yazıyı okuyup iyi anlayanlar fakat kendi ideolojisine uygun eleştirip kendi görüşünü dayatanlar.
4- azıyı okuyup anlayan ve takdir edenler.
Buna bir örnek şöyledir. Bundan önceki makalemde ben kadınların "dini bilgi cahili" olduğunu söylediğim, "kadınların hocaları yine kadınlardır" dediğim halde, sen kadınlara nasıl cahil dersin, bu hakaret değil mi misüllü sataşma ve eleştiriler döşenmiş. Konumuz dini bilgiler mevzuu olduğu için elbette kadınların cahilliği bu doğrultudadır. Yoksa kadın tahsil gördüğü alanın elbette çok başarılısıdır. Hatta öğretmen emeklisiyim; kızlar erkeklerden birim oran olarak daha başarılıdır. Ayrıca kadınlar mutfak işlerinde, ekip dikme konularında, ev içi işlerde erkeğe Allah'ın büyük bir lütfudur. Ben kadına evin kozmik odası diyorum.
Kadının dini bilgiler noktasında eksikliğini anlatan çok da güzel bir anım var. 2004 yılında Almanya'nın Tübingen iline bağlı Mössingen ilçesinde imam ve öğretmenlik yaptım. Ramazan Bayramının ikinci günüydü. Caminin telefonu çaldı. Arayan tanımadığım bir kadın. Hocayı sordu. Tabii ki beni arıyor. Sorduğu soru şu: "Bugün bayramın ikinci günü. Üç gün keffâret orucum vardı. Birini geçen yıl tuttum. İkinciyi de bu yıl tutmak istiyorum. Üçüncüyü de gelecek yıl tutacağım nasipse. Bana diyorlar ki; bayram günü oruç tutulmaz."
Ben de bu konuda tecrübeli olduğum için genellikle kadınların sorularının sebeplerini öğrenmeye çalışırım.
Çünkü kadınların haram sandıkları çoğu şey helaldir, aslında da kadınlar bilmiyor.
Bu sefer de sordum. Neden orucu keffarete bıraktın
O bana, "rahmetli kaynanam çok azgın bir kadındı. Ramazanda öbür gelinle bana üç gün oruç tutturmadı. Buğday biçmeye götürdü. Bu üç günün birincisi olan altmış günü geçen yıl tuttum. İkinciyi de bu yıl tutacağım. Üçüncüyü de gelecek yıl Allah nasip ederse!"
Kadına sordum: "Teyze sen geçen yıl bir altmış tuttun mu"
Cevap: "Evet, geçen yıl birinciyi tuttum. Bu yıl da ikinciyi tutacağım."
Diyorum: "teyze bir kez tutacaksın. Aslında kaynananın zoru ile tutmadığın için kaza gerekli ama keffaretde ısrar edersen bir kez altmış yetiyor."
Kadın benim dediğimi hiç duymuyor o kendince izahlar yapıyor yine. Nihayet anladı ve "ben daha altmış tutmayacak mıyım" diye sordu. Hayır, tutmayacaksın deyince "ya buradaki kadınlar böyle diyorlar ya" dedi.
İşte ben de bunu anlatmaya çalışıyorum. Kadınların hocası genellikle diğer kadınlardır. Onunla amel ederler. Yanlış yaparlar.
Erkekler genelde imama sorar, müftüye sorar, bilene sorar. Ama kadınlar bu konuda eksiktir.
Onun için derim ki; bu açmazın çözümü kadınların cumaya alıştırılmasıdır ve zaten üzerlerine farz olan bu eksikliğin giderilmesidir.
İslam Dünyası kitap okuma özürlü olduğundan okuduğunu anlama, dinlediğini anlama veya öğrendikleri üzerinde müzakere yapma konusunda buyurgandır.
Batıda bulundum. Tanıdığım kadarıyla onlar öyle değildir. Dinler, fikrini söyler, düşünceye geçer.
İslam Dünyasının ve Türkiye'nin böyle olmasının önemli bir sebebi vardır. İslam Dünyası hep Batılı egemenlerin idaresi altındadır. Bu Batılı egemenler kendi halklarına uygulananı Müslümanlardan ayrı tutmuşlar ve Müslümanları ufak tefek, özü itibariyle sığ eserlere yönlendirmişler.
Türkiye'nin ise adeta başından değirmen geçmiştir. Harfte ve dilde yapılan değişim ve ardından yapılan sadeleştirme rezaleti ile tarihin en köklü milleti köksüz bir nesne hâline getirilmiştir. Onun ardından yeni harflerle okuma kültürü aşılanmaya çalışılmışsa da basit romanlar ve hikâyeler… Ciddi fikir kitapları hep kütüphanelerin sessiz mahkûmları olmuştur.