'Yeni' bir CHP mi, 'orijinal' CHP mi

Mahkeme kararıyla görevden alınan eski CHP yönetiminin siyasete yeni bir parti çatısı altında devam etmek dışında seçeneği olmadığı belli. Er ya da geç alternatif bir oluşum ortaya çıkacak. Bu durumu "CHP'den yine yeni bir parti daha doğuyor" diye yorumlayanlar, "Zaten bütün partiler CHP'nin içinden çıktı" diyenler oldu.

Evet, tarihi süreçte CHP'den kopan siyasetçilerin teşkil ettiği birkaç parti kuruldu ama öncekilerden farklı olarak bu sefer "partinin ana gövdesi" kurumsal bünyeden ayrılmak üzere. Çünkü partinin yönetici kadrosunun, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, üyelerinin ve en önemlisi seçmen tabanının çoğunluğu Butlan'la gelen yönetimi kabul etmiyor.

Bu bakımdan karşımızdaki tablo en fazla AK Parti'nin kuruluş şartlarıyla benzerlik gösteriyor.

Hatırlanacaktır, Fazilet Partisi'nin kapatılmasının ardından o dönemde "yenilikçi" diye adlandırılan grup Erbakan'ın kurdurduğu Saadet Partisi'nde yer almadı, kendi partisini kurup yoluna devam etti.

Zaten Fazilet Partisi'nin son kongresinde Abdullah Gül'ü genel başkan adayı olarak çıkaran yenilikçiler eski yönetimin siyaset anlayışına karşı çoktan bayrak açmıştı. O kongrede yaşanan bazı tatsızlıkların da etkisiyle iki grubun aynı parti çatısı altında siyaset yapmayı sürdürmesi artık pek mümkün görünmüyordu.

Gerçi bugün CHP'de yaşananların siyaset tarihinde hiçbir benzeri yok ama olayın "yeni parti" boyutu AK Parti'nin kuruluş şartlarını kesinlikle andırıyor. 2001'de Milli Görüş hareketinden ayrılan kadronun teşkil ettiği AK Parti ile şimdilerde CHP'den ayrılması beklenen kadronun kuracağı parti arasındaki en önemli -belki de tek anlamlı- benzerlik ise her ikisinde de "ana gövdenin kopuşu".

MHP'de yönetim değişikliği talebinin Gemerek Mahkemesi tarafından engellenmesi de bu partide büyük bir kopuşu ve İYİ Parti'nin kuruluşunu getirdi ama 2001'de AK Parti ve bugün Butlan sonrası eski CHP yönetimi örneklerindeki gibi "ana gövdenin kopuşu" olmadı bu. Ayrılan milletvekilleri, belediye başkanları, teşkilat yöneticileri kalanlardan daha büyük bir kitle oluşturuyor değildi.

2001'de AYM kararıyla kapatılan Fazilet'in ise -bugünkü CHP'de gerçekleşmesi beklendiği gibi- milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve en önemlisi seçmen tabanının çoğunluğu AK Parti'ye geçmişti. Nitekim 2002'de girdiği ilk seçimde yüzde 34 oy alan yenilikçi hareketin partisine karşılık Erbakan'ın Saadet'i yüzde 2,5'te kaldı.

Peki, bir adli mahkemenin Mutlak Butlan kararıyla görevden alınan eski CHP yöneticileri kuracakları yeni partiyi, vaktiyle AK Parti kurucularının yaptığı gibi, gerçekten "yeni bir parti" olarak mı kurguluyorlar

Yani bu zorunlu durumu bir yenilenme fırsatı olarak görüyorlar mı Birtakım gereksiz bagajlardan kurtulma imkanı olarak değerlendiriyorlar mı 21. yüzyıl Türkiye'sinin ihtiyacı olan kapsayıcı ve kucaklayıcı yeni bir siyasi vizyon oluşturmaya vesile kılmak istiyorlar mı

CHP'liler öteden beri kendi partilerinin "Türkiye Cumhuriyetinin kurucu partisi" olduğunu iddia etmelerine rağmen siyasi yelpazenin merkezinde yer almaktan adeta imtina ediyorlardı. Belki de siyasi yelpazenin merkezi aynı zamanda toplumsal değerlerin merkezine tekabül ettiği için burada bir zorlukla karşılaşılıyordu. Belki de tek parti döneminde kendine yol bulup gelişen halktan kopuk bir elitizmin CHP muhitindeki etkisi toplumla uyuşmazlığa yol açmıştı. Elitist reflekslerle halkçı siyaset iddiası arasındaki gerilim partiyle toplumun arasında bir boşluk oluşturmuştu.

Aslında parti yönetimi en başından beri bu tehlikeli boşluğun farkındaydı. Söz gelimi, İsmet Paşa 1960'ların sonunda "ortanın solundayız" derken siyasi yelpazenin merkezinden feragat ediyoruz demiyordu, tam aksine "