Siyasetçinin en son yapacağı iş millete "Koyun can derdinde, kasap et derdinde..." dedirtmek olur herhalde. Ama bazen şaşkınlık insanlara olmayacak yanlışlar yaptırabiliyor. Türkiye'nin bugüne kadar gördüğü en büyük toplu hırsızlık olayına "Yeter ki iktidar zarar görmesin" diye yaklaşmak böyle bir yanlış.
Fon vurgunu hakkındaki resmi anlatımdan söz ediyorum. Öncelikle, her zaman olduğu gibi, "Ülkeyi biz yönetiyoruz ama ülkede yaşanan olumsuzlukların sorumlusu biz değiliz" demeye getiriliyor bu anlatımda.
Kelimesi kelimesine olmasa da özetle şunlar söyleniyor: Camiamızda nefsine mağlup olup yanlış işler yapmış olan birileri var, bunların gözünün yaşına bakmayacağız. Nitekim olay ortaya çıkar çıkmaz gereğini yaptık. AK Parti başkalarının yaptığı gibi kendi hırsızına sahip çıkmadı. Zaten bu olaydan en fazla biz zarar görüyoruz. En büyük mağdur biziz. Çünkü böyle münferit bir olayın sorumluluğunu hükümetimize yıkmak, AK Parti'yi lekelemek için muhalefete fırsat verilmiş oldu. Bu olayın arkasından İsrail çıkarsa ona da şaşırmayız... vs. vs.
Eğer... Fonculardan birinin yurtdışına kaçtığı duyulduğunda piyasada baş gösteren panik üzerine müdahalenin zorunlu olarak geldiğini, AK Parti genel başkan yardımcısı eski bakanın görevden affına giden süreci de Yeni Parti'nin ifşasının başlattığını bilmesek inandırıcı bir hikaye olabilirdi bu.
Bu bir yana, ince ince düşünülüp titizlikle kurgulanmış ve yıllar boyunca tıkır tıkır çalıştırılmış bir sistem var karşımızda. Böyle muazzam bir sistemi birkaç hırsızın kıyıda köşede kendi kendilerine kurup kimseden habersiz şekilde işlettikleri söylenebilir mi
Fon şirketlerinin kimi yöneticileri aynı zamanda ilgili devlet kuruluşlarında da görev yapıyorlarsa veya masanın iki yanındaki kişiler akrabalık ilişkileri, siyasi geçmiş, ticari ortaklık gibi bağlarla birbirine bağlı görünüyorsa ortadaki hadiseyi münferit bir hırsızlık olayı gibi gösteremezsiniz.
Üstelik, oralarda neler olup bittiği bütün ilgili kurumlar tarafından bilindiği halde bunca zaman kimsenin harekete geçmemiş olması konunun münferit bir hırsızlık olayından ibaret sayılmasını iyice zorlaştırıyor.
Bu bakımdan, nasıl bir hikaye anlatırsanız anlatın, yıkılan güveni yerine koymak kolay olmayacak.
Fon vurgununun boyutları o kadar büyük ki bu işin siyasi sonuçlarının olmaması düşünülemez. İktidar bu badireden mümkün olan en az hasarla kurtulmanın hesabını yapmak durumunda öncelikle. (Belki ayrıca bunu siyasi manada içine sıkıştığı dar alandan daha geniş bir alana çıkabilmek için bir manevra fırsatı olarak da değerlendirmek isteyebilir. Ancak bu iktidar partisinin siyasi cesaretinin sınırlarıyla ilgili bir konu...)
Bu bakımdan iktidarın oluşabilecek hasarın boyutunu düşük tutma yolunda her şeyden önce çekirdek tabanını rahatlatacak bir argüman seti üretmeye yönelmesi oldukça mantıklı. Çekirdek taban ikna -ve endoktrine- edilmeden ve bu kitlenin enerjisine dayanmadan toplumun geneline laf anlatmaya girişmek beyhude bir çaba olabilirdi, hatta belki ters tepebilirdi.
İktidar partisi ile çekirdek tabanı arasındaki "dil ve gönül birliği" dışarıdan bakıldığında kolay anlaşılabilecek bir mekanizma değil. Ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenmiş olan siyasi kadroların hatalarını kolay kolay görmek istemeyen, gördüklerini de düşman güçlerin günah hanesine yazabilen bu kitleye fon vurgununun en büyük mağdurunun yine her zamanki gibi iktidar partisi olduğu görüşünü kabul ettirmenin zor olmayacağı düşünülüyor olsa gerek.

18