Dünyanın bütün otokratları birleşin!

Otokrat liderler neden birbirlerinin koltuklarını korumak için küresel ittifak kuruyor? Orban'ın Macaristan seçimi, dünya otoritarizmi mi belirleyecek?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Orban'ın 'popülist otokrasi' modelini analiz ederek, Putin, Trump ve Netanyahu gibi otokrat liderlerin neden seçim öncesi işbirliği yaptığını açıklıyor. Bir otokratın yenilmesi diğer otokratların meşruiyetini zayıflattığı için bu dayanışmanın zorunlu olduğunu savunuyor. Peki, seçim sistemine sahip otokrasiler gerçekten dış desteğe bu kadar bağımlı mıdır, yoksa yazı bu bağlantıyı abartan bir ilişki kurgusu mudur?

Hem Trump'ın ve Netanyahu'nun hem de Putin'in "seçimi tekrar kazanması için" seferber olduğu Macaristan Başbakanı Orban ilginç bir kişilik.

Gençliğinde liberal bir aktivist olarak kendisini gösteren Orban öğrencilik döneminde George Soros'un vakfından aldığı bursla Oxford'da tahsil görmüş, bilahare liberal demokrat bir çizgide siyaset sahnesine girmiş ama iktidara geldikten sonraki zaman içinde çizgisini değiştirmiş olan bir siyasetçİ.

Bugün muhaliflerini dış güçlerin destekçisi olmakla suçlayıp Batı ülkelerinin kendisini devirmek için uğraştığını savunuyor olsa da iktidara ilk geldiği zamanlar epeyce "Batı yanlısı"ydı Orban.

Yine siyasete atıldığı ilk yıllarda ateist olmasına rağmen sonraları Hristiyan kimliğini 'Orbanizm'in temeline yerleştirdi. Geçmişteki Rus karşıtı duruşunu ilerleyen dönemde Rusya'nın en sadık müttefiki olmakla değiştirdiği gibi...

AB ve NATO üyesi bir ülkenin lideri olmasına rağmen pandemi döneminde Kovid aşısını bile Alman veya İngiliz firmalarından değil, Rusya'dan ve Çin'den aldı.

Bu türden zikzaklar yalnızca dikey zamanda değil yatay zamanda da gözlemlenebiliyor.

Söz gelimi, Orban'ın en büyük destekçileri arasında İsrail devleti ve Macaristan'daki güçlü ve etkili Yahudi toplumu da var ama gerektiğinde seçim mitinglerinde Yahudi karşıtı mesajlar verebiliyor. Ne var ki popülist ve otokrat siyasetçilerin bu türden çelişkili veya tutarsız görünen tavırları fazla şaşırtıcı gelmiyor hiç kimseye.

Tam da bu noktada Orban'ı ve Orbanizmi açıklayabilecek en iyi kavram "popülist otokrasi" olabilir herhâlde...

Bu alanda çok başaralı, hatta türünün en iyi örneklerinden biri Macar lider.

Kitle psikolojisini kendi çıkarlarına malzeme yapmaktan çekinmeyen bütün popülist siyasetçiler gibi toplumun zaaflarını yöneterek kalabalıkları peşinden sürüklemeyi iyi bilen biri.

Bu işi nasıl başardığı da ortada...

Söz gelimi, Avrupa Birliği ile ilişkisinde ortaya çıkan pürüzleri içeriye "milli egemenlik mücadelesi" olarak yansıttı, bunun işe yaradığını görünce Brüksel ile bol bol kavga çıkarttı, Avrupa'daki LGBT tartışmalarını Macaristan'ın gündemine taşıdı, ülkenin sancılı tarihinden gelen toplumsal kimlik krizini popülist bir siyasetin malzemesi yaptı.

Diğer yanda ise iktidarını güçlendirmek amacıyla kurumları etkisizleştirerek denge-denetleme mekanizmalarını zayıflattı, yargıyı partizanlaştırdı, medyayı kontrol altına aldı, muhalefeti bastırdı, seçim sistemini değiştirdi.

Kendisinin "illiberal demokrasi" adını verdiği bu yönetim modeli kimilerince "seçimli otokrasi" diye tanımlanıyor. Bu rejimin zayıf karnı seçim... Diğer otokrasilerden farkı da bu.

Şimdi Orban da bir seçim engelini daha aşmak zorunda. Yarın sandık kuruluyor Macaristan'da. Bütün ciddi anketler muhalefetin büyük bir farkla önde olduğunu gösteriyor. Demek ki koltuğu sallantıda bu defa Orban'ın.