Okullarda başörtüsünü yasakladığı için eleştirilerle karşılaşan Azerbaycan yönetimi Türk hükümetine yönelik görülmemiş şiddette salvolar başlattığında herkes şaşırdı. İki bakımdan şaşkınlık yaşandı. Birincisi bu kadar yakın bir dostluğun bu kadar kolay bozulabilmesinden dolayı. Diğeri ise küskünlüğün gerekçesi olarak gösterilen konudan dolayı.
Azerbaycan'daki okullarda öğrencilere ve öğretmenlere getirilen başörtüsü yasağı konusunda Türkiye'de bazı gazete sütunlarında ve sosyal medya paylaşımlarında yer alan yorumlara kızmış görünüyordu Aliyev. Ancak asıl önemlisi, yapılan eleştirileri ülkesinin iç işlerine saldırı olarak yorumluyor ve bundan Erdoğan'ı sorumlu tutuyordu.
Oysa söz gelimi Fransa'daki başörtüsü yasağı da Türkiye'de şiddetli eleştirilere konu oldu ama Fransız hükümeti burada yazılıp çizilenleri iç işlerine müdahale olarak görmedi. Çünkü diplomaside önemli olan, kamuoyundaki hissiyat değil, siyasi iktidarın resmi tutumudur.
Kaldı ki mevcut siyasi iktidar böylesi konularda bazen rutinin dışına da çıkabiliyor. Başka ülkelerin hükümetlerine had bildirdiğimiz bile oluyor. Azerbaycan'la ilgili böyle bir tutum ise söz konusu bile olmadı. Tam aksine, hükümet yetkilileri veya parti sözcüleri başörtüsü yasağı konusunda sesini çıkarmadı. (Bunun tek istisnası olan danışman da görevden alındı.) Daha sonra ise karşı tarafı sakinleştirmek için dil döktü iktidarın önde gelen isimleri.
Buna rağmen Azerbaycan'ın gösterdiği orantısız tepkinin sürekliliği "Burada başka bir konu mu var aslında" dedirtecek kadar tuhaftı. Bu tuhaflık hadiseye başka bir pencereden bakmak gerektiğini daha ilk günden gösteriyordu.
O günlerde şöyle bir yorum yapmıştım: "Bakü ile Ankara arasında beklenmedik bir gerilime yol açan asıl meselenin başörtüsü olmadığı kesin. Kavga çıkarmak için fırsat arayan ve ilişkileri bozmaya çalışan tarafın Ankara olmadığı zaten ortada. Zannedilenin aksine, bu olayın üçüncü ülkelerle (İran'la veya İsrail'le) doğrudan ilgisinin olmadığı da belli. Fakat fotoğrafın yalnızca bu kadarı da bulmacayı çözmeye yetmiyor henüz."
Ancak bizde herkes bir Cingöz Recai, herkes bir Amanvermez Avni olduğu için bulmacayı çözenlerin haddi hesabı yoktu tabii!
Özellikle bunun İsrail'in işi olduğundan emin görünen çok fazla kişi vardı. Bu kişilerin sayısı azalmadı, arttı. Aynı şekilde İran'ın "Güney Azerbaycan sorunu" yüzünden Aliyev rejimi ile aramızı açmak için bu krizi yarattığını düşünenler de az değildi. Bu teoriler bugün de halen savunuluyor. Zira bir hadisenin sebebini anlayamamışsak komplo teorileri yetişiyor her zaman imdadımıza.
Gözden kaçırmamak gerekir ki yaşanan gerilimde alttan alan, sürekli kardeşlik mesajları veren taraf Türkiye. O kadar ki bir cumhurbaşkanlığı danışmanı bile Azerbaycan tarafını sakinleştirmek amacıyla görevinden alındı. Bakü'nün şikayeti üzerine bir grup aktivist ve gazeteci de "Yabancı devlet başkanına hakaret" suçlamasıyla göz altına alındı.
Son olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan 8 Kasım Zafer Günü dolayısıyla Azerbaycan'ı ziyaret etmeyi düşündüğünü açıkladı. Aliyev ise Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Zirvesine bile gelmemişti.
Azerbaycan'ın devlet kontrolündeki medya organlarında Türkiye hakkında "kavgada söylenmeyecek sözler" bir ağızdan söylenmeye devam ediyor. Nasıl bir motivasyon söz konusu ise hâlâ frene basılmadı.
Söylenenlerin çoğu basmakalıp şeyler. İnandırıcılıktan da uzak iddialar. Türkiye ideoloji ihraç ediyormuş, bizim hükümetin başındakiler Azerbaycan halkından nefret ediyormuş, Ankara Bakü'yü kıskanıyormuş vs.

18