Artık tehditler sınırlarımızın sıfır noktasından gelmiyor. Onu yaşadık. On yıllarca hem içeride hem sınırlarımızın sıfır noktasında tehditlerle yüzleştik. Bunun en bariz örneği Suriye oldu, Irak oldu.
Komşulardan gelen tehdit içeriye servis edildi. İçeride üretilen tehdit komşu topraklarda üslendi. Türkiye çok büyük bedeleler ödedi. Yıllarca, "kesintisiz savunma" savaşları yürütüldü.
Bu sadece terör, sadece PKK ya da DAEŞ değildi. İran sınırından Akdeniz'e kadar, Türkiye ile Arap dünyası arasında haritalar çizildi. İsrail gelip sınırımızın sıfır notasına yerleşti. Orada PKK'yı, YPG'yi silahlandırıp büyüttü. Orada DAEŞ'i besledi. Nasıl oluyorsa İran, İsrail ile birlikte aynı anda PKK'ya, YPG'ye destek veriyordu.
ARTIK TEHDİTLER SINIRLARIN SIFIR NOKTASINDA DEĞİL, KÜRESELLEŞTİ.
Türkiye 15 Temmuz sonrası bu tehditlerle yüzleşti. Hepsini bertaraf etti. Sindirdi. İsrail'i sınırlardan uzaklaştırdı. Suriye'deki İran varlığı sona erdi. Sınırlar güven altına alındı. Terör haritaları, tampon haritaları yok edildi. Kırk yıllık terör eksenli savunma konsepti değişti. Türkiye'nin bütün güvenlik doktrinleri, tehdit tanımlamaları değişti.
Artık tehditler bir ülkenin yakın çevresi ile de sınırlı değil. Komşuları ile de sınırlı değil. Sınırlarımızın sıfır noktasındaki, Türkiye'nin yakın çevresindeki tehditlerle yüzleşme konusunda dev adımlar atıldı. Belli bir yere gelindi. Ama tehditler daha uzaklarda yeniden inşa edildi. Tehditler bölgeselleşti, küreselleşti.
İSRAİL VE HİNDİSTAN EGE'DE, TÜRKİYE HİNT OKYANUSU'NDA.
Artık bildiğimiz, alıştığımız dünya yok. Bildiğimiz askeri stratejiler yetmiyor. Küresel ölçekte çok büyük, derin kırılmalar var. Geleneksel savunma doktrinleri eskidi. Buna göre tehditlerin de savunma doktrinlerinin de yeniden tanımlaması şart oldu.
Eski, geleneksel yapı ile devam eden ülkeler için bir gelecek olmayacağı görüldü.
Tehditler sadece içeride, sınırda, yakın çevrede değil, dünyanın bir uçunda aniden ortaya çıkıyor, Türkiye'yi doğrudan ya da dolaylı hedef alabiliyor. Binlerce kilometre ötedeki devletleri zorluyor.
Hindistan'ın Türkiye düşmanlığı, İsrail'in Türkiye düşmanlığı ile, Yunanistan'ın Türkiye düşmanlığı ile birleşiyor ve Adalar Denizi'nde (Ege), Doğu Akdeniz'de, Batı Trakya'da, Kıbrıs Rum Kesimi'nde aniden karşımıza çıkıyor.
ÖYLEYSE SAVUNMA DA KÜRESELLEŞECEK!MÜHENDİS ORDULARI KURULACAK...
İsrail'in Türkiye düşmanlığı ABD üzerinden Anadolu'ya yöneliyor. Yunanistan'ın Türkiye düşmanlığı Avrupa Birliği üzerinden Türkiye'yi hedef alıyor. Bu ülkelere karşı artık bölgesel savunma da yeterli olmuyor.
Çünkü artık bütün tehditler küresel ölçekli. Öyleyse savunma aklı da küreselleşmek zorunda. Askeri hazırlıklar ve kabiliyetler de küreselleşmek zorunda.
Öyle bir dünya var ki önümüzde, askeri teknolojilerde eksik ya da geri kalan ülkeler büyük acılar çekecek. Ordusunu bu yeni duruma göre formatlayamayan, silah sistemlerini geliştiremeyen, elektronik harp yöntemlerine sahip olmayan, piyadeleri kadar mühendis orduları kuramayan, hava ve uzay alanında 21. yüzyılı yakalayamayan, dar denizlerin ötesine geçip okyanuslara ulaşamayan milletler bu yüzyılı ıskalayacak.
ANADOLU'DAN COĞRAFYAYA DÖNÜŞ.COĞRAFYADAN KÜRESELE YÜRÜYÜŞ...
Türkiye 20. yüzyıl savunma doktrinini, yeni tehditleri zamanında tanımlayarak, hızla değiştirdi. 15 Temmuz 2016'dan hemen sonra aslında Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana var olan sistemi değiştirdi. Yeni bir aşamaya geçti. Anadolu'dan coğrafyaya dördü. Coğrafyadan küresele yöneldi.
ABD-Avrupa eksenli, her fırsatta ambargolarla tehdit edilen askeri varlığını bağımsız, küresel bir yükselişe dönüştürdü. Tehditlerin büyük bölümünün "dostlar"ından geldiğini gördü. Güçlü bir siyasi irade ile ABD ve Avrupa'nın beklemediği bir meydan okumaya girişti ve bunu başardı.
Bütün bu zihinsel değişim askeri teknolojiye radikal bir sıçrama yaşattı. Piyade tüfeği bile üretemezken füze teknolojilerine, yapay zekâ temelli silah sistemlerine, güçlü bir donanmaya, askeri teknoloji transferi seviyelerine ulaştı. Bütün bunlar elbette o yeni, acımasız dünyaya hazırlıktı. Elbette Türkiye'yi koruma çabasıydı.
TÜRKİYE ZİHNİNİ, BİLGİSİNİ, KALBİNİ AÇTI.
Ama Türkiye bununla kalmadı, tarihi ve coğrafi dostlarını, ortak siyasi genetiğe sahip olduğu ulusları korumak, güçlendirmek için ulaştığı bilgi ve üretimleri onlarla paylaştı.
Batı'nın ya da Doğu'nun bu ülkelere yönelik şantajlarına karşı yeni bir yol sundu. Cömert davrandı, ortak coğrafya inşası için zihnini, bilgisini ve kalbini açtı.
Geçtiğimiz hafta, "SAHA İstanbul"a gidenler bir Türkiye Devrimi'ne tanık oldu. Zihni açık olan herkes, Türkiye'nin geleceğin kapılarını nasıl açtığını gördü. Kara, hava, deniz ve uzay alanında 21. yüzyılın en ileri teknolojilerini, silah sistemlerini, bunların Türkiye tarafından üretildiğini gördü.
BU DAHA BAŞLANGIÇ... BAŞKA NE SÜRPRİZLER GELECEK!Türkiye, uzun süredir ince bir mimarlıkla yürüttüğü jeopolitik aklını, silah sistemlerine de ince ince işlemişti. Başarmanın sevinci, heyecanı, büyük ideallere sahip solmanın gururu ve coşkusu her ürüne sinmişti. Ve bu daha başlangıçtı. Orada gördüklerimiz, bu "başlangıç"tan sonra ne tür sürprizler geleceğine az çok kavradı.

8