İmamoğlu projesi, "yeni nesil vesayet rejimi" denemesiydi. Önce İstanbul'u sonra Türkiye'yi alacaklardı.

Ekrem İmamoğlu Projesi, Türkiye için "yeni nesil" bir vesayet rejimi denemesiydi. Eskiyen vesayet kadro ve planlarının etkisizliği, tükenmişliği ortaya çıkmıştı. Bu proje bu yüzen; Ortadoğu ve Doğu Avrupa modeli lider üretme, popüler eğilimlerle besleme, bu lideri bayraklaştıracak kadrolar üretme, sonrasında da Türkiye'yi ABD-Avrupa ekseninde yeniden tanımlama planıydı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına sürpriz bir şekilde aday gösterilmesiyle aslında "proje" ortaya çıkmış, iyice belirginleşmişti. Çünkü, 15 Temmuz'da askeri müdahale ile, bütün terör örgütlerinin ortak çalışması ile, dışarıdan saldırı ile "sert yöntem" denenmiş, başarısız olmuştu. Bu, belki de Batı'nın "askeri müdahale" tarihinin sonuydu.


ANADOLU'DA YAŞANACAK SÜRPRİZ DÜNYANIN MERKEZİNİ DEĞİŞTİREBİLİRDİ. İŞTE BUNU ÖNLEMEYE ÇALIŞTILAR.

Ama vazgeçemezlerdi. Türkiye devasa bir tarihti, bir coğrafyaydı, küresel güç kırılmaları ile Anadolu'da yaşanacak bir sürpriz, yüz yıllık durgunluktan sonra bir güç sıçramasına yol açabilirdi, dünyanın merkez coğrafyasını değiştirirdi, Batı'nın beş yüz yıllık güç hakimiyetini sarsardı. Bu yüzden asla ihmal edilemezdi, kesinlikle kontrol altına alınmalıydı, bu yüzden de bütün silahlar sahaya sürülmeliydi.

Onlara zayıf, tarih ve coğrafya kimliği olmayan, kolay yönetilebilen, zaafları olan, kolay havaya sokulan, Batı'ya karşı büyük komplekslere sahip, medya gücüyle popülerleştirilen bir model lazımdı.

Bu modeli onlara Türkiye'deki istihbarat ortakları sundu. 15 Temmuz'u başaramamışlar ama Türkiye'de Batı'nın ortak olduğu en güçlü örgütlü yapı onlardı. Ayrıca sadakatleri test edilmiş, tanımlanmıştı. Ekrem İmamoğlu'nun adaylık dönemindeki ilişkileri sorgulandığında, inanılmaz fotoğraflar ortaya çıkacaktır.


ÖNCE İSTANBUL'U SONRA TÜRKİYE'Yİ ALACAKLARDI!

15 Temmuz'da Türkiye'yi teslim alamayanlar yeni bir deneme yapıyordu. Daha önce Venezuela'da, Ukrayna'da, Gürcistan'da denedikleri bir hazır modelleri vardı ve buna yöneldiler. Tamamen siyasi örgütlenme ile, "demokrasi içi" yöntemle, içeride ve dışarıda olağanüstü medya ve iletişim desteği ile, sınırsız para gücüyle başka bir deneme yapılıyordu.

Önce İstanbul'u alacaklardı. Sonra bütün Türkiye'yi alacaklardı. Sıralama böyle yapılmıştı. İstanbul'u alan zaten Türkiye'yi alırdı.

Aslında bu proje, 15 Temmuz'da Türkiye'yi kurtaran, Selçuklu-Osmanlı-Türkiye Cumhuriyeti "Devletler Sürekliliği"ni ayakta tutan siyasi genetiğe karşı hazırlanmıştı.


"MİLLİ" SANDIĞIMIZ BİRÇOKLARI "NEDEN VURUYORSUN" DİYORDU!

Maalesef birçokları o günlerde bunun farkında olamadı. Daha ilk günlerde "Bu bir proje" diye yazdığımda davalar açıldı, tazminatlara hükmedildi. Oysa kişisel olarak bir sorunum yoktu. İdeolojik olarak da bir sorunum yoktu.

Ama bu bir vatan meselesiydi, tarih inşa edip coğrafya formatlayanların meselesiydi. Bu idrakten hareket edenler bir tehlikenin büyütüldüğünü fark ediyordu.

O zamanlar "milli" dediğimiz birçok çevre, bu akımın etkisinde kaldı, buradan bir siyasi güç ve çevre oluşturma telaşına düştü.

Bu çevreler bize "Neden saldırıyorsun" diye tepki gösteriyordu. Onlara göre Ekrem ile durmamız gereken yer aynıydı. Çok büyük hayal kırıklığıydı.


AÇIK AÇIK BİR İÇ TEHDİT ÜRETİLİYORDU. "KILIÇDAROĞLU, SENİ DEVİRECEK KİŞİ EN YAKININDA" DİYE YAZDIM.

Oysa Türkiye'ye karşı içeriden bir tehdit üretiliyor, kamuoyu zehirleniyor, proje adım adım uygulanıyordu. Hem Türkiye için hem CHP için bir iç tehdit üretiliyordu.

Daha o günlerde Kemal Kılıçdaroğlu'na "seni devirecek en yakın tehdit hemen yanında" diye yazılar yazarken, o, Ekrem İmamoğlu ile "zafer" videoları çekiyordu.

Bu proje siyasi parti meselesi, iç politika meselesi değildi. Avazımız çıktığı kadar bağırmamızın sebebi buydu. Aynen de öyle oldu. Batı'nın, ABD ve Avrupa'nın desteğiyle İstanbul seçimleri kazanıldı. Ardından "Türkiye Cumhurbaşkanı" yapmak için harekete geçildi.


CHP'DE OLAN BİR "İÇ DARBE"YDİ!

İşte tam burada, sınırsız para gücü ile CHP'de bir iç darbe oldu. Aslında delege oyunları ile yaşanan tam da budur. Darbe bu sefer Türkiye'ye değil, CHP'ye yapılmıştı.

Kılıçdaroğlu çok büyük ihanete uğradı, malum projenin mimarları CHP'yi ele geçirdi. Artık yol açılmıştı. Yerel seçimlerin de kazanılmasıyla önlerinde duracak hiçbir güç kalmamıştı!

Bütün bu çalışmalar, planlamalar, kadrolaşmalar bir siyasi hırs değil, Türkiye'ye yönelik bir siyasi projenin adım adım uygulanmasıydı. Yeni nesil vesayet rejimi inşa edilecek, Türkiye'nin eski kadroları, milli unsurları, tarih ve coğrafya hafızası tasfiye edilecekti.


TÜRKİYE MUTLAKA DURDURULMALIYDI. GÜÇ YÜKSELİŞİ BATI'YI KORKUTUYORDU.

Proje, demokratik yöntemlerle başarılacak ancak sonrasında demokrasi de tasfiye edilecekti. Yeni rejim Avrupa başkentlerinden yönetilecekti. Ama en önemlisi, Birinci Dünya Savaşı sonrası vesayet altına alınan Türkiye için 21. yüzyılda vesayet rejimi yeni şartlara göre yeniden tanımlanacaktı.

Bütün bunlar Türkiye'yi yavaşlatma, durdurma, yeniden tarih sahnesine çıkışını engelleme planlarıydı. 15 Temmuz'dan hemen sonra Fırat Kalkanı ile başlatılan dış operasyonlar, Karabağ, Libya ve coğrafyanın birçok bölgesinde devam eden güç yükselişi Batı'yı korkutuyor.

Bunu şimdi görüyoruz. Ama onlar bu ihtimali çok önceden fark ettiler ve engellemeye kalkıştılar. Bu engelleme planlarından biri de Ekrem İmamoğlu figüranlığında yürütülen projeydi.