Yazar, ABD-İsrail ittifakının bölge ülkelerine güvenlik sağlamadığını, bunun yerine Türkiye öncülüğünde yeni bir güç alanı inşası gerektiğini savunuyor. Bu çağrısının temeli, Hürmüz, Malakka ve Çanakkale gibi kritik deniz geçişleri üzerinde kontrolün dünyanın eksenini değiştirebileceğine olan inancı; ancak bölge ülkelerinin bu tür stratejik birliğe hazır olup olmadığı muallakadır.
Türkiye ve bütün bölge ülkeleri, ABD ile ittifakın gelecek güvencesi vermediğini gördü. Vermeyecek de. Dünyanın yeni güç yapılanması, coğrafyamızın kendi güç alanını inşa etmesini zorunlu kılıyor. Mısır'dan Türkiye'ye, Kızıldeniz'den Basra Körfezi'ne ve Pakistan'a kadar bir ortak savunma kalkanı inşasının artık ertelenemez olduğu ortaya çıktı.
Özellikle Körfez ülkeleri, ABD'ye verdikleri kredilerin kendilerini korumaktan çok, İsrail'in güvenliğini sağlamayı içerdiğini acı biçimde gördü.
Hepsinin değeri, İsrail'e ne kadar faydalı oldukları kadardı. Bu durum söz konusu devletlerin ve milletlerin geleceğinin imhası anlamına geliyor.
ARAP SİYASİ AKLI ÖLÜMCÜL KARARLAR ALMALI.
Arap siyasi aklının, bu imhayı önlemek için olağanüstü bir sıçrama, hareket yapması, ölümcül kararlar alması gerekiyor.
Hâlâ "tehdit İran" söylemi ile kendilerini sınırlarlarsa, İsrail onları ve bütün coğrafyayı daha büyük felaketlere sürükleyecek, yeni sürprizlerle yüz yüze bırakacaktır.
İsrail'in bu saldırganlığı varken, onların İran'la mücadele etmeleri bile imkânsız hale gelecek, bunu görmeleri gerekiyor.
DAHA BÜYÜK DALGA GELECEK 'NÜKLEER SOYKIRIM' SÖYLEMİ SADECE KÖTÜMSERLİK DEĞİL.
Şu anki ateşkes sadece bir ara ve ülkelere olağanüstü hazırlıklar yapmaları için bir fırsat sunuyor. Çünkü uzun sürmeyecek. Daha büyük bir dalga gelecek.
Daha yaygın ve yıkıcı bir saldırganlık denenecek. "Nükleer silah kullanma", "nükleer soykırım uygulama" söylemleri sadece kötümserlerin cümleleri değil.
ABD-İsrail, Avrupa, Çin, Rusya, Türkiye gibi güç alanlarındaki kapışma veya rekabet, dünyanın fay hatlarında, yeryüzünün kırılma noktalarında büyük hesaplaşmalar getirecek.
Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri bence bu hareketliliğe hazır değil. Sadece ABD ile dostluk, geleceğin kapılarını açmıyor artık.
Arap yöneticiler çok acil, kendi varoluşlarına, kendi güç alanlarına, kendi adil ortaklıklarına yatırım yapmalı, bu alanda büyük bir zihinsel dönüşüm yaşamalı. Aksi takdirde 21. yüzyılı ıskalamaları ihtimal dışı değil.
TÜRKİYE'NİN JEOPOLİTİK AKLI HER ÜLKE İÇİN TEK ÇIKAR YOL.
Türkiye, Osmanlı sonrası ilk kez kendi jeopolitik aklı ile hareket ediyor. Çok büyük adımlar atıyor. Bu akıl, Karadeniz'den Güney Asya'ya, Orta Asya'dan Doğu Afrika'ya kadar büyük coğrafya için yeni bir rol-model öneriyor.
İsrail'in İran'a saldırısı ile başlayan çatışmalar halini Türkiye'nin algılama biçimi Arap ülkeleri ya da İran gibi değil. O kendi güç alanını inşa etmek için her olayı, ihtimali değerlendiriyor, kendi yolunda adımlarını sağlamlaştırıyor.
Türkiye'nin geniş coğrafyadaki askeri hareketliliği; Balkanlar'dan Kafkaslar'a, Ortadoğu'dan Afrika'nın birçok bölgesine yaydığı askeri varlığı, coğrafyanın yeniden inşası için şu an tek yol görünüyor. Bu kuşatıcı bakış, adil ortaklıklara kapılarını sonuna kadar açıyor.
"SÜPER COĞRAFYA" İÇİN SÜPER ADIMLARIN ZAMANI GELMİŞTİR!
Askeri teknoloji transferlerine, ekonomik ortaklıklara, güvenlik dayanışmasına kadar, Türkiye bütün coğrafyaya 21. yüzyılın çağrısını yapıyor.
Bu çağrı coğrafyanın kurtuluş söylemidir. Endonezya'dan Fas'a, Pasifik'ten Atlas Okyanusu'na uzanan, dünyanın en kritik deniz geçişlerini, kara lojistik koridorlarını barındıran bu "süper coğrafya"nın bir süper güç inşa etmesinin kodlarını sunuyor. "Süper kuşak" yeni Kızılelma olmalı.
DÜNYANIN EKSENİNİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ!
Sadece Hürmüz üzerinden bir dünya savaşı sürerken, bu büyük coğrafyada kaç tane Hürmüz var, bir düşünün. Sadece Hürmüz dünya ekonomisini sarsarken, diğer kara ve deniz ticaret koridorlarının nasıl bir silaha dönüşebileceğini bir düşünün.
Eğer bizler, sadece bu geçişler üzerinde bir denetim sağlarsak, yeryüzünün ekseni değişecektir. Bu böyle bir güçtür. Bu büzden de "Coğrafya Silahtır" sözünü her şeyi tanımlamaya yetiyor.
LİDERLER BÜYÜK KARARLAR ALMALI...
Artık bu coğrafyanın "Başkaları saldırır biz ateşkesle uğraşırız" mesaisinden kurtarılması gerekiyor. "Onar saldırır biz savunuruz" söylemi ve duruşu yirminci yüzyıl duruşudur ve bir başarı değildir.
Sadece İsrail'in bütün coğrafyayı felakete sürükleyebildiği bu duruş artık coğrafyamızın imhası anlamına geliyor. Bu devam ettirilemez.
Bölge ülkelerinin, çok kısa sürmesi beklenen "ateşkes" döneminde ölümcül kararlar alması, yepyeni bir güç alanı inşa etmesi gerekiyor.
Bunu geleneksel diplomasi masalarında değil, uzun süreli "iyi niyet" yaklaşımlarında değil, en üst siyasi liderlik kararlarıyla hayata geçirmesi gerekir.
BAŞKENTLER 'OLAĞANÜSTÜ DURUM' HALİNE GEÇMELİ.
Bir "olağanüstü durum" hali bütün başkentlerde hissedilmeli. Bir "olağanüstü kararlar hali" başkentleri dolaşmalı. "Haftalar içinde" radikal önlemler alınmalı. Çünkü bir sonraki fırtına çok daha yıkıcı olacaktır.
Bütün bölge ülkeleri "Türkiye'nin önerilerini ciddiye almalı, ayak izini takip etmeli." bütün kaynaklarını kendi güç alanına yoğunlaştırmalı.
Başkalarının kanatları altına sığınarak korunma arayan her devlet mahvolacaktır. Sadece rejimler, yönetici elitler değil, ülkeler mahvolacaktır. Kimsenin ülkesini, vatanını, milletini rehin verme hakkı yoktur.
KARA VE DENİZ KORİDORLARINI BİZ DENETİM ALTINA ALACAĞIZ!
Türkiye, Pakistan, Endonezya, Suudi Arabistan, Mısır çok acil ortak savunma kalkanı oluşturmalı, askeri alanda tam bir iş birliğine gitmeli, askeri teknoloji ortaklığı yapmalı, kara ve deniz geçişlerine tak hakimiyet sağlamalıdır.
Bugün Hürmüz'ü ablukaya alanlar yarın Malakka Boğazı'nı Endonezya ve Malezya'nın elinden alacaktır. Bir başka gün Babülmendep Boğazı'nı ve Süveyş Kanalı'nı ablukaya alacaktır. Bir başka gelecekte İstanbul ve Çanakkale boğazlarını tartışmaya açacaktır.
BİZİM SİLAHIMIZI BİZE KARŞI KULLANIYORLAR. BU DELİRTİCİ!
Her şey o kadar hızlı, o kadar kuralsız, o kadar açgözlü bir şekilde yaşanıyor ki, dünyayı kaybeden Batı öyle büyük saldırganlıklarla iktidarı elinde tutmaya çalışıyor ki, her an her şey olabilir.
Siz bugün İsrail-İran meselesi ile uğraşırken önümüzdeki hafta bu kuşak içinde başka bir cephe ile uğraşmak zorunda kalırsınız.

4