Sadece konuşmanın konforu

Memleket yanıyor ama herkes sadece konuşuyor—harekete geçmeyenler cahil mi, menfaatçı mı yoksa gerçekten güçsüz mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Müslüman toplumunun sadece konuşmanın konforunda yaşadığını, gerçek harekete geçmediğini iddia ediyor. Bunu cehalet, menfaat, manevi hastalık ve zafiyete bağlıyor ve akademisyenler ile aydınları örnek veriyor. Peki sadece konuşup harekete geçmemek gerçekten bir sorun mu, yoksa daha karmaşık yapısal ve siyasi nedenler mi sorumlu?

Memleket yanıyor... Yanma işleminin önlenebilmesine dair binlerce konuşma icra ediliyor. Ama alevlere su serpmeyi kimse denemiyor. Kiminin aklına gelmiyor. Kiminin işine gelmiyor. Kiminin gündeme almaya gücü yetmiyor. Ama o memleket bir şekilde yanıyor ve herkes sadece konuşmaya devam ediyor.

Sadece konuşmak ve harekete geçmemek cehalettendir.

Eski Ramazanların maneviyatını arayan ancak Kur'an-ı Kerim'de defalarca zikredilen cihad sorumluluğunu bilmeyen insanlar, Ramazan konusunda da geri kalan hiçbir konuda da harekete geçmez. Geçemez. Çünkü bilmiyordur. Harekete geçmesi gerektiğini... Neden harekete geçmesi gerektiğini... Nasıl harekete geçmesi gerektiğini... Yolu yordamı hiçbir şeyi bilmiyordur... Cahildir. Kur'an-ı Kerim'in anlamını ömrü boyunca bir kere bile okumadan ölüp giden milyonlarca nasipsiz müfsid ile aynı gökyüzünü paylaşıyoruz maalesef. Kur'an okumayan, hadis okumayan, ilmi anlamda kendini geliştirmeyen insanlar dertli olsalar bile konuşmaktan başka hiçbir şey gelmez ellerinden ve sadece laf kalabalığı yaparlar maalesef...

Sadece konuşmak ve harekete geçmemek menfaattendir.

Niyeti Allah'ın rızasını kazanmak değil de dünyevi menfaatler olan insanlar da sadece konuşurlar, harekete geçmezler. Geçemezler. Ağa babaları izin vermez. Onların müsaade ettikleri kadar Müslüman, onların müsaade ettikleri kadar adam, onların müsaade ettikleri kadar insan olabilirler. Yahut harekete geçmelerine atanacakları kadro veya makam ihtimali izin vermez. O konumlar için; veremeyecekleri taviz, çıkaramayacakları fitne, yapamayacakları pislik, atamayacakları takla yoktur. Ya da harekete geçmelerine alacakları ihalelerin kaçma ihtimali izin vermez. Daha çok para kazanmak, daha çok güç devşirmek, daha çok ego tatmin etmek, daha çok adam yerine konulmak isterler. Kalabalıklar içerisinde takdir edilme yahut tenkit edilme ihtimalleri izin vermez. Hasılı kazanacakları maddi menfaatler izin vermez.

Bazı insanların harekete geçmesine manevi hastalıkları da engeldir. Tabii ki en büyük etken yine menfaattir. Ancak bu sefer yan hastalıklar da etkendir. Örneğin tembellikleri, hantallıkları harekete geçmelerine izin vermez. Gevşeklikleri izin vermez. İstikrarsızlıkları izin vermez. Herhangi bir hayale yahut hedefe sahip olmamaları büyük etkendir. Adam sap gelmiş saman gitmeye meyyal... Ne hareketi... Ne dünyayı kurtarması...

Disiplinsizlikleri, plansızlıkları, programsızlıkları, ciddiyetsizlikleri, ahlaksızlıkları harekete geçmelerine engeldir. Kendilerine dokunmayan tüm yılanların binlerce yıl yaşama hakkına sahip olduklarına inanırlar. Kimin başına ne geldiği, dünyanın yanıp yanmadığı umurlarında değildir. Bu yüzden sadece konuşmanın konforunu kullanırlar. Asla harekete geçerek kendilerini tehlikeye atmazlar.

Sadece konuşmak ve harekete geçmemek zafiyettendir.

Fark ederler... Birçoğunun farkında olmadığını fark ederler. Birçoğunun farkında olmadığını fark ettiklerini, fark etmediklerini, fark ederler. Okurlar. Yazarlar. Konuşurlar. Oldukları yerden çırpınırlar. Ama ellerinden bir şey gelmez. Çünkü güçsüzdürler. Yaptırım kabiliyetleri yoktur. Görseler bile yangını... Etki edemezler... Bundan sebep pes ederler. Onlar da alır sadece konuşanlar ancak hiçbir işe yaramayanlar korosunda yerlerini...

Sadece konuşup harekete geçmeyen örnek bir topluluk: Akademisyenler

(Not: Allah için çalışan çabalayan Müslüman akademisyenler istisna tutularak yazılmıştır. Bir elin parmaklarını geçmiyor olsalar bile...)

Yıllarca kâfir bir eğitim dengesinin Batılı-Siyonist kurgusu ile yetiştirilen bu topluluğun asıl amacı zaten bir işe yaramamaktır. Yani biz Müslümanların işe yararlılık algısı ile örneğin seküler bir bireyin işe yararlılık algısı aynı olamaz ya... O anlamda diyorum... Akademinin İslam'a yararlılık diye bir ilkesi yoktur. İnsanlığa yararlılık kaygıları olduğunu iddia ediyorlarsa da onlar da Yahudilerin tamamı ve Hristiyanların bir kısmı için geçerli kaygılardır. Çünkü akademinin kurucuları yani Siyonistler, geri kalanları insan dahi saymazlar zaten... Akademinin yararlılık algısı, akademi sisteminin sürekliliğini muhafaza etmek üzerine kuruludur. Öncelikli kaygıları; gözlemlenebilirlik, deneysellik, dipnotlar, kaynakça, puanlamalar, makaleler, tezler, sempozyumlar, ünvanlar... Sistem, sistemin ayakta kalmasını sağlayan mutlu bir kölelik üzerine kurulmuştur... Aslında birçok beşeri sistemde olduğu gibi... Özet olarak akademi camiası birçok imkâna sahip olmasına rağmen... Odalarına kapanan, hazza, konfora ve ünvanlara tapan, halka faydalı olmak bir yana dursun, halkı gereksiz nefes israfı embesil varlıklar olarak konumlandıran, tamamen bireysel fayda endeksli, ezber mantıkla çalışan, imkân-çıktı mukayesesi ile baktığımızda sadece konuşmaya yarayan büyük bir camiadır. Sadece akademisyenler değil tabii ki, toplumumuzun büyük bir bölümü sadece konuşmanın konforunu doruklarda yaşamaktadır. Örnek bir topluluk olmaları hasebiyle onları örnek verdik.