Savaşın kol gezdiği zamanlardayız. Dört bir yanımız ateş çemberi... Planlama yapmak mecburiyetindeyiz. Her Müslüman, sorumluluk alanlarını en iyi şekilde tahkim etmek zorunda... Evlatlık, eşlik, babalık, kulluk gibi bireysel alanlarımızı zaten inancımızın bir gereği olarak sürekli ihya etmek zorundayız, o ayrı bir konu... Ancak kastımız diğer vazife alanlarımız... Tepeden tırnağa devlet kademelerinin, sivil toplum kuruluşlarının, küçük esnafından, üst düzey iş adamlarına kadar ekonomi unsurlarının vs. halkın her anlamda bilinçlendirilmesinden bahsediyoruz. Olası bir savaşa hazırlanmasından, örgütlenmesinden bahsediyoruz.
Savaş çıkarsa ana merkeze bağlı bile olsa cepheler oluşur
Ana merkeze bağlı kalmak hepimizin tercihidir tabi ki... Ancak ileri düzey bir kıyamet yaşanırsa merkezi otorite de çökebiliyor maalesef... Önümüzde 6 Şubat gibi bir örnek var... Bölgede bir anda nasıl bir kaos ortamı oluştuğu herkesin malumu... Bu anlamda bu ihtimalin varlığını da hatırlatıyoruz. Karşımızda, savaştıkları düşmanın birebir merkezi idari kadrolarını hedef alarak devletlere zafiyet yaşatmayı hedefleyen bir düşman var sonuçta... Bunu Gazze'de de yaptılar. Lübnan'da da yaptılar. İran'da da... Allah muhafaza tabi ki böyle bir senaryoyu hiçbirimiz düşünmek istemeyiz. Söz konusu devletimiz olunca, 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde Milli Görüşçü kuruluşların her anlamda yapıp ettikleri ortada Allah'ın izniyle... Biz her zaman devletimizin yanındayız!
Ana komuta merkezi Cumhurbaşkanlığı'nın idaresinde yürüse bile sivil toplum kuruluşlarının genel merkezleri ister istemez dışta bağlı içte bağımsız birer mücadele cephesine dönüşür. Her STK kendi imkânları dâhilinde bir kriz masası kurar. Dışta merkezi idarenin ve halkın taleplerini karşılar. İçte kendi sistemini tahkim etmenin yollarını arar. Tüm kriz zamanlarında belli bir koordinasyon sağlayabilen teşkilatlı kurum ve kuruluşlar asıl yükü yüklenir. Yinelemek gerekirse bunun en bariz örneği 6 Şubat depremleridir. Sivil ve teşkilatlı olanlar ayakta kaldı. Sivil ve teşkilatlı olanlar cümle derde derman oldu. Sivil ve teşkilatlı olanlar merkezi devlet idarecilerinin elini rahatlattı. Bizim bu yazımızda asıl ele alacağımız konu ise merkezi kumandaya bağlı sivil cepheler içerisinde bir cephe olacak olan Saadet Cephesidir... Saadet cephesinin ümmeti Muhammed'e her anlamda derman olabileceği gerçeğini hatırlatmak niyetindeyiz. Yapılabilecek her şey yapıldıktan sonra işler iyiye gitmezse...
Vatan toprağına namahrem eli sürdürmemek için Kuva-yi Milliye ruhunu tekrar diriltebilecek... Vilayet vilayet mahalle mahalle direniş hatları kurabilecek... Hâşâ... Hâşâ... Hâşâ... Allah muhafaza... Devlet yıkılsa bile küllerinden tekrar kurabilecek yegâne kuvvet Saadet Cephesi'dir Allah'ın izniyle!
Saadet Cephesi
İlk önce şunun altını çizmek gerekir. Cephede kumandanlık yarışı Milli Görüşçü kuruluşları da Milli Görüşçü olmayan ama bizim çizgimizde ilerleme gayretini sürdüren tüm oluşumları da yıpratır. Yıpratmakla kalmaz, tüketir... Erbakan Hoca'mızın ifadesiyle cihadın zirvesi Saadet Partisi'dir. Gençlik faaliyetlerinden, yardım faaliyetlerine, yardım faaliyetlerinden, meslek gruplarının eğitimine, eğitim faaliyetlerinden, ticari faaliyetlere kadar tüm sivil toplum oluşumlarının en üst müracaat makamı siyasettir. Siyasi makam toparlayıcıdır. Çatıdır. Ocaktır. Milli Görüş teşkilatları içerisinde tek bir siyasi oluşum vardır. O da Saadet Partisi'dir. Kumanda merkezi orasıdır. Normal zamanda herkes gönül eyleştirmeye, vebal artırmaya devam edebilir. Ancak olası bir savaş durumunda herkes Saadet Cephesine net bir şekilde şeksiz şüphesiz biat etmelidir. Milli Görüşçü kuruluşlar tek bir ağızdan idare edilmelidir. Çok başlılık tüm başları helak eder.

4