"Müteharrik-i bizzat" ne demektir

Üstat Bediüzzaman Said Nursî, Birinci Dünya Savaşında talebeleriyle birlikte Bitlis'i müdafaa sırasında Ruslara esir düşmüş ve Rusya'nın Kuzey Batısında uzak bir yerde olan Kosturma esir kampında yaklaşık 2,5 yıl esaret hayatı yaşadıktan sonra, Haziran 1918'de İstanbul'a dönmüştür.

Kendisine neden geldi geleli siyasete karışmadığını, onunla ilgilenmediğinin sebebini sormuşlar.1

Üstad, bu soruya verdiği cevap ile, o zamanlar dış güçlerin Osmanlı devleti siyasî hayatında oynadıkları zalimane oyuna işaret etmektedir. Cevabı bölüm bölüm inceleyelim:

Önce yukarıdaki kavramların lügat manalarını verelim: "Müteharrik" kelimesi Arapça kökenli "hareke" fiilinin mastarından türetilen, harekete geçen, hareket halinde olan özne bir ismi ifade eder. 2 Müteharrik-i bizzat: Dış bir müdahale olmadan kendi kendine hareket eden; aldığı kararları dış yönlendirme olmadan bizzat kendisi alan kişi veya idareyi ifade eder. Müteharrik-i bilvasıta: Bir vasıta ile hareket eden, başkasının yönlendirmesiyle iş yapanı anlatır.

"Onlara dedim: Euzu billahi mineşşeytani ve's -siyaseh/ Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım."

"Evet, İstanbul siyaseti İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır; fikri hezeyanlaştırır."

İspanyol hastalığı nedir "İspanyol gribi" de adı verilen bu grip salgını, 1918 yılında çocuk ve yaşlılardan ziyade genç ve orta kuşak sağlıklı kişileri etkilemiştir. Amerika, Avrupa ve Asya'da yayılmış, Milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuştur. Buna İspanyol hastalığı denmesinin sebebi, diğer ülkeler Birinci dünya Savaşı şartlarında bunu halklarından gizlerken, savaşa katılmayan İspanya'nın bu hastalık hakkında yayın yapan ve duyuran ilk devlet olmasıdır. Bu hastalığa yakalanan bazı kişilerde yüksek ateşe bağlı bilinç bulanıklığı ve hezeyan hâlleri görülmüştür.3

Birinci Dünya Savaşını kaybeden Osmanlı Devletinin, itilaf devletleriyle (İngiltere, Fransa ve Rusya) ile Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamasından sonra (1918) İngilizler, İstanbul'u önce 13 Kasım 1918'de fiilî olarak, sonra 16 Mart 1920'de resmî olarak iki defa işgal etmişlerdir. İlk işgalde önemli ve stratejik noktaları kontrol altına alırlarken, İkinci işgalde şehrin idaresini de ellerine almışlardır.4

O safhada Padişahlık makamında Dördüncü Mehmet Vahdeddin ve Sadrazam Salih Hulusî Paşa'nın başında bulunduğu Osmanlı Hükümeti, İtilaf Devletleri'nin tam kontrolü ve ağır baskısı altında, hareket kabiliyeti neredeyse tamamen kısıtlanmış, çaresiz bir durumdaydı. Başkentte, hükümet İngiliz askerlerin denetimi altında bir "esir hükümet" konumundaydı.5