Gerçekten AB'ye ihtiyaç kalmadı mı

Avrupa Birliği (AB), aslında demokrasi, hukuk ve medeniyet projesidir. Onun, aday ülkeler için şart koştuğu reformları hayata geçirmek, Demokratik ve hukuk standartlarını yakalamak demektir.

Bu standartları yakalayan hiçbir ülke yoktur kİ, demokrasi, ilim, sanayi ve teknoloji yönünden kalkınmış, vatandaşları refah içinde yaşayan örnek bir ülke olmasın.

Geçmişte AB süreci Türkiye'nin hep lehine olmuştur. Türkiye o süreçten daima kazançlı çıkmıştır. 1950'lerde hürriyetçi Demokrat ülkelerin dayatması olmasaydı, İsmet Paşa'nın tek partili baskı yönetimi, kendi isteği ile Demokrasiye ve hürriyetlere geçit vermesi mümkün müydü Elbette değildi ve biz hâlâ bir Irak, bir Suriye gibi, Ortadoğu'nun diktatörlükle yönetilen ülkeleri gibi olmaya devam edecektik.

AB SÜRECİ İLE VESAYETLER KIRILDI

Şimdi AB'ye meydan okuyan ve ona ihtiyaç kalmadığını söyleyen iktidar sözcüleri, 2000'lerin başında AB süreci ve reformları sayesinde askerî ve yargı vesayetini kırdıklarını unuttular mı O sürecin olumlu havası olmasaydı, o dönemde darbeciler, AKP iktidarını Ergenekon ve Balyoz darbe harekâtlarıyla düşüreceklerdi.

O zamanlar AB süreci havası sayesinde ülkemiz, dünyada parlayan bir yıldız gibi olmuştu. Demokratik reformlar yapan, ekonomisi istikbal vaat eden, yatırım yapılabilir güvenli bir devlet görüntüsü vermişti. Doğu ve Batı ülkeleri, özellikle İslâm ülkeleri, yatırım için Türkiye'ye yönelmişti. Şimdi ise, AB'den uzaklaştıkça yatırımcılar kaçmakta, antidemokratik icraat sebebiyle terör ve diğer sosyal problemlerle boğuşan karışık, güvensiz bir ülke görüntüsü vermektedir.

İçerde demokrasi, hukuk ve hürriyetlerin askıya alınması sebebiyle de hesap vermeye yanaşmayan, uzmanların uyarılarını kaale almayan tek adam rejiminin yanlış uygulamaları, toplanan vergilerin ve kaynakların hatalı yerlerde sarf edilmesi sonucu hâsıl olan ekonomik kriz, Türkiye toplumunu bunaltmaya devam etmektedir.

KEMALİSTLER, AB'DEN NEFRET EDERLER

AB sürecinin diğer çok önemli bir faydası; Türkiye'yi her alanda ellerini bağlayarak maddî ve manevî kalkınmasını, ilerlemesini engelleyen Kemalizm'in kayıtlarından kurtulmasına yardım etmesidir. Zira Türkiye kendi dinamikleriyle bu ideolojinin cenderesinden kurtulamamaktadır.