Yaşayan Ölülerin Şamatası
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Bu hafta tanıtmaya çalışacağımız eser, İz Yayınlarından çıkan merhum Rasim Özdenören ağabeyin, "Yaşayan Ölülerin Şamatası" isimli kitabı.
Eserin önce adı güzel. "Yaşayan Ölülerin Şamatası". Tam da bugünleri anlatan bir isim. Kendimizi canlı zannediyoruz ama sayılı nefeslerimizi nerelerde nasıl harcadığımıza bakamıyoruz.
Kimsenin duygu ve düşüncelerini ihlal etmek istemem. Meramımın anlaşılması için şöyle diyelim:
Günlük olarak sosyal medya gayyasında; ne dünyamıza ne ahiretimize yaramayacak anlamsız, boş, kul haklarıyla dolu meselelerle meşgulsek ona bakmak kâfidir.
Mesela trafik ışığında karşıdan karşıya geçerken elindeki telefonla meşgul olmayanlar, tepeden tırnağa garip bir varlık diye süzülüyor.
Trafik ışığı yine iyi! Sanki çok kurallara uyan toplummuşuz gibi bir de: "Yayaya yol verme" zorunluluğu çıkarıldı.
Oysa yaşayan ölüler şamata yaparak istedikleri zaman istedikleri yerden telefonlarından bir şey seyrederek geçebiliyorlar, üstelik sağa-sola bakmadan sahil yürüyüşüyle.
…………….
Neyse örnekleri çoğaltırsak, kitaba yer kalmayacak. Bir paylaşım daha! Elbet istisnalar var ama bir örnek de kamu ve özel sektörden verelim.
Sabah 09 iş başı. Çeşitli yiyeceklerden oluşan kahvaltı saat 9.45. Ardından arkadaşlarından birisinin yanında kahve.
Dışarıda 15 dakika sigara molası. Saat 10. Yapılacak işlere bakma, -bu arada dışarıdaki kişisel işlerin halli- ardından işleri kime yıkarım planı ve saat 12. Öğle tatili.
Neyse internet üzerinden alışveriş gezintisini söylemiyorum. En çok mesai oraya harcanıyor çünkü.
Daha evliliklerin aile gibi değil, zorunlu bir arada yaşama halinde sürdüğünü, dolayısıyla yaşayan ölüler olduğuna değinmedim. Geçelim.
……………
Rasim ağabey bir söz ve kelime hazinesiydi. Konuşunca az ve öz konuşurdu. Yazdıklarını azlıktan ve özlükten damıtarak yazardı.
Eserdeki makalelerinden birisi

17