Tarih ve dil şuuru

Tarih ve dil şuuru

HÜSEYİN ÖZTÜRK

Tarih ve dil şuuru; her devletin ve milletin bekasının temel taşlarındandır. Tarih ve dil şuuru; istiklal ve istikbalin bekçisidir.

Hangi millet ve devlet olursa olsun, dilini koruduğu, tarihini sahiplendiği müddetçe varlığını sürdürebilir ve sömürge olmaktan kurtulur.

D. Mehmet Doğan'ın ifadesiyle; "Dil insanın kendisidir, insan diliyle vardır.

Dil dünyadaki yerimizi tayin eder. Dil bizi sadece konuşturmaz; yazmak da bir konuşma/anlatma biçimidir. Düşünmek dille mümkündür, hâfıza dille mümkündür.

Şahsiyet dille mümkündür; hafızası olmayanın şahsiyeti olmaz. Dilini kaybeden kendini kaybeder, kişilik meselesi ile karşı karşıya kalır.

Hafıza kaybı, söz kaybı, kelime kaybı, ciddi psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Bu vesile ile yazılan, konuşulan bir dil yok olmaz.

Üzülerek belirtmek gerekir ki, tarih şuuru ve dil konusunda, üniversiteler başta olmak üzere eğitim kurumlarımızda, garip bir dil ve tarih erozyonu yaşanmaktadır.

Ana dilimiz, sömürgeci batı dillerinin kelimeleriyle yer değiştirdikçe, meramlarımız buz gibi kalmakta, ne derdimizi ne de dermanımızı anlatamamaktayız.

Tarih ve dil şuurunun, millet ve devlet üzerindeki etkisinin kaybolması, ortaya serseri bir dil ve ötelenen bir tarih çıkarmakta ki, günümüzde bunu yaşamaktayız.

Bir dil, kelimelerin kaybıyla yahut değiştirilmesiyle hercümerç olur. Zaten bizim dilimiz budanmış bir dildir.

Bir de medyanın, siyasetin, ekonominin ve bunlara sahip çıkması gereken kültür bakanlığı gibi kurumların, esas işleri yerine dilden ve tarihten uzak meselelerle uğraşmaları anlaşılır gibi değildir.

Kelimelerin kaybı dedik. Evet, kelimelerin kaybı, dil tarihimizin yapısından bir taşın düşmesi gibidir. Tarih şuurunun pekiştirilmemesi, tarihin unutulması demektir.

Dünyanın en zengin diline sahipken, üç bin kelimeye düşmek ne büyük hicaptır.

Eğer bir ülkenin dilinde, yani bizim dilimizde, yüz bini aşkın kelimenin sözlüğü varsa, o dilin ne hale geldiğini siz hesap edin.