Ramazan bereketiyle gelir derler

Ramazan bereketiyle gelir derler

HÜSEYİN ÖZTÜRK

"Biz Müslüman toplum olarak bir medeniyet tasavvurunun insanıyız. Bu tasavvurun adı da "İslam Medeniyeti Tasavvurudur". Sadettin Ökten.

Sadettin hocamızın da dediği gibi medeniyetin önemli mihenk noktalarından birisi de Ramazan medeniyetimizdir.

Beylikler, Selçuklular ve Osmanlılardan bugüne, Ramazanı Şerifi ibadet merkezli ihya edenler; "yardımlaşma, dayanışma, paylaşma" gibi ibadete müteallik tüm faaliyetlerini, rızayı ilahi adına yapmışlardır.

Bu anlamda geçmişten bir örnek naklederek; günümüzde de aynı inanç ve samimiyetle yapılan farklı bir yardımlaşmadan söz edelim.

Osmanlı mülkünde her coğrafyanın kendine mahsus adetleri olmasının yanı sıra, ayrıca bütün bir coğrafyada uygulanagelen değişmez geleneklerden birisi de "Darü'l Sofra Ziyafetleridir".. Yani ev, konak ve geniş yerleşim alanlarında kurulan sofralar.

Bu sofralar, şehrin üst düzey yöneticisinden reayaya (halka) kadar herkesin katılabileceği ve kimseye; "necisin, neredensin" sorusu sorulmadan oturulacak sofralardır.

Bizim geleneğimizde konuklar, Allah'ın misafiridir ama Ramazan'da bu misafirliğin önemi daha da artar ve açta, açıkta kimsenin kalmamasına özen gösterildiği gibi hayvanat ve tababet de unutulmazmış.

Mevsimine göre aç kalabilecek hayvanlardan tutun da korunması veya bakımı yapılması gereken orman, bağ ve bahçelere kadar hizmetler verilirmiş.

Biz sofraya dönelim. "Darü'l Sofra Ziyafeti", misafirperverliğin ve yardımlaşmanın doruk noktası imiş. Öncelik mide doyurmak değil, gönül doyurmakmış.

Bu geleneğin görüldüğü ve yaşandığı şehirlerin başı elbet İstanbul'muş. Bundan 114 yıl önce Osmanlı mülkü iken şimdi 6 ülke ile anılan Balkanlar başta olmak üzere; Bursa, Denizli, Konya, Kastamonu ve Ahilik teşkilatının faal olduğu şehir ve ilçelerde görülürmüş.

Bu şehirlerde yaşayan varlıklı aileler, davet imkânı buldukları mahallelerdeki herkese sofralarını açar ve "insanlar kardeştir" düsturunca, birlik ve beraberlik sağlanırmış.