Yazar, Türk toplumunun dini ve ahlaki değerlerinden uzaklaşarak şımardığını, bunun sonucunda kötülüklerin çoğaldığını ve iyilerin ittifak edemediğini ileri sürmektedir. Bu iddiayı, medya, STK'lar ve sosyal medyanın kötülükleri savunduğu gözlemlerine dayandırırken, temel argümanı olarak İslam alimleri aracılığıyla 'fitne' kavramını kullanmaktadır. Ancak, yazarın 'yerli ve milli medya' ile 'düşman medya' arasında çizdiği sınır ne kadar kesin, ve bu tasnif gerçekten okuyucunun kendi aklını kullanmasına izin veriyor mu?
Sanırım biraz karışık oldu. Şöyle açıklamaya devam edeyim.
•
Ülkemizdeki kötülere ve kötülüklere bakalım. Kimler tarafından çıkarılmakta, kimler tarafından çoğaltılmakta ve yapılmaktadır
Siyasi kanat belli. Müslüman bir ülke oluşumuz ve Müslüman halkımızın çoğunluğunun oyu ile Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi, hükümet kurulması, malum zihniyetin ve avarelerinin şaftını bozdu ve ne yaptıklarını bilemez haldeler.
En bariz halleri de belediyelerde görülmektedir! Buraya yazamayacak kadar edep dışı işlerini bile savunmaktalar. Yolsuzluk, rüşvet, irtikâp o kadar normal ki sanki mesaileri.
Bir de destek veren aynı zihniyette sözde STK'lar ve bunlardan nemalanan siyasi partilerle, azlar ama çok gibi tesiri olan iki televizyon bir gazete, şeytanı bile utandıran tezgâhlarla, kötülükleri savunmakta ve iyilere düşmanlık etmekteler.
Tabii sosyal medya gayyası başlı başına ülkemizin ve milletimizin başına bela kesilmiş vaziyette. Bu güruhu savunanların kötülüklerde ittifak ettikleri kadar, iyiler ittifak edip, haklıları ve hakkı savunamıyorlar.
•
Yerli ve milli medyanın sayısı, yerliliğe ve milliliğe düşman medyadan çok fazla! Gelin görün ki onlar kadar ittifak edip, kötülüklere karşı birlikte hareket edemiyorlar.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, kurduğu hükümetler, devletimiz ve milletimiz için yüzyıldır beklenen bir nasipti. Özlenen ve beklenen Türkiye'ye kavuştuk.
Gelin görün ki, birden

18