Aradan yıllar geçmiş olsa da bıraktıkları iz, bugün hâlâ fikir dünyamızda ve vicdanlarımızda yaşamaya devam etmektedir.
Cemil Meriç, müstesna mütefekkirlerimizden biriydi. Yalnızca kitap okuyan ve yazan değil, kitapların ve düşüncelerin arkasındaki medeniyeti sorgulayan fikir adamıydı.
Doğu ile Batı arasında sıkışan bir toplumun zihinsel sancılarını anlamaya ve anlatmaya çalıştı.
Okuyucusunu düşünmeye, sorgulamaya ve kendi kökleriyle yeniden buluşmaya davet etti. Onun için fikir, hakikati arama yolculuğuydu.
Bu yolculukta en çok da "sözde aydın" geçinen ve kendi toplumu ile sürekli kavga eden kesime sözünü söylemekten çekinmedi.
Hisar Dergisi 1975 Ekim sayısında, aydın geçinenleri şöyle tarif etmiştir:
"Aydının toplum içindeki yeri müphemdir. Görevleri hâkim sınıfın istismar edilen sınıflar üzerindeki baskısını gizlemek veya haklı göstermektir.
Şarkı söyleyeceğine bildiriler imzalayan bir ağustos böceğidir çok defa. Aydın ne mazisini bilir ne gelecek hakkında tasavvurları vardır.
Ülkesi ile göbek bağını çoktan koparmıştır, ülkesi ve tarihiyle kavgalıdır. Hakikatte Avrupa'yı da Asya'yı da tanımazlar".
•
Abdurrahim Karakoç ise milletimizin hissiyatını şiire ve yazıya dönüştüren güçlü bir kalemdi. Şiirlerinde ve bizim gazetedeki yazılarıyla; memleketi, adaleti, haksızlığı ve insanın iç dünyasını anlatmıştır.
Karakoç'un yazılarında halkın sesi, sevinci ve sitemi vardı. Bu nedenle onun kalemi yalnızca edebiyat metni değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın güçlü bir parçasıydı.

67