İstikamet insanı olmak, "insan kalmak" demektir. Bu hakikati gayya kuyularına atıp, kişisel menfaatlerine taparcasına sahip çıkanlar, toplumda büyük yaraların açılmasına sebep olmaktadır.
Aileden toplumun her kademesine kadar yaşanan hadiseler, birbirleriyle olan münasebetlerdeki dikkatsizliğin, özensizliğin, ölçüsüzlüğün, kendi hesaplarına güç sayılması sebebiyledir.
Bu durumun büyük bir acı verdiğini bilmemek, istikametimizi kaybettiğimize dair önemli bir göstergedir ve insana acı veren taşınması zor yüklerdendir.
Kişi neyi sever, neyi yerer, neye inanır, neyi inkâr ederse etsin, kısaca ne ederse etsin, bilerek etmektedir. Ya istikameti sağlam demektir yahut istikametini kaybetmiş demektir.
•
İnsanı kamillere ihtiyacımız var. İnsanı kamiller çoklar ama azgın azınlıkların çirkefliği yüzünden söz söylemeye utanmakta ve hayâ etmektedirler.
Mesela şu kavramları insan ağzına almaya utanıyor:
"Tevhid, vahdet, birlik, kardeşlik, haram, helal".
Hangisinden söz edilecek olsa, hemen karşısına bir Nemrut kafa çıkarıp çeşitli yaftalarla vazifesini yapıyor. Ve yine bu azgınların sesi duyuluyor. Çünkü azgınların hiçbir istikameti yoktur.
Hal böyle olmasına rağmen, biz yine de vazifemizi yapalım ve meramımızı ilim erbabımız Mehmet Görmez hocamızdan okuyalım:
"İslam medeniyetinin belli başlı hasletlerini bir bir çökertmeye yol açacak olan bu hâl ve gidişat hiçbir şekilde tasvip edilemez.
İçinde derin sarsıntıları, hesaplaşmaları ve arayış sancılarını barındıran bu durumla zaman kaybetmeden yüzleşmek, kayıp ve ihmallerimizi telafi etmeye mecburuz.

24