İslam ve Batı

Demek ki, mesele inanmak yahut inanmamak değil. Mesele; araştırılmamış, incelenmemiş, bilgilenilmemiş, özümsenmemiş din ve insan ilişkilerinin anlaşılamaması.

İbrahim Kalın, mevzua salondan değil, sahadan ve bizzat emek harcayarak, ortaya harika bir "İslam ve Batı" sentezi koymuş.

Eserin satırları arasına dönelim ve şunları kaydedelim:

"Bu çalışmada İslam ve Batı'nın iç içe geçmiş tarihinin ana hatlarını tasvir etmeye çalışacağız. Bunu yaparken, bu iki dünyayı ayrı ayrı değil, birbirleriyle olan ilişki ve etkileşimleri açısından ele alacağız.

Yaklaşık on üç asır geriye giden bu uzun tarihi anlamak için "ben" tasavvuru, "öteki" algısı, zaman ve mekân tasavvuru, sembolik dil, imgeler ve siyasi terminolojiler üzerinde duracak, onların inşa ettiği anlam dünyalarına nüfuz etmeye çalışacağız.

Böylece dün olduğu gibi bugün de kendi hakkımızda ve başkaları hakkında ne tür kimlik ve benlik tanımlamaları yaptığımıza biraz daha yakından bakmaya çalışacağız.

Burada imaj üretimi dediğimiz sürecin ana parametrelerine de değinmek gerekiyor. Batı'nın İslam algısı; medya mensupları, akademisyenler, uzmanlar, gözlemciler, araştırma kurumları, lobi şirketleri, film yapımcıları, edebiyat insanları ve siyasetçiler gibi son derece karmaşık ve yaygın bir aktörler ağı tarafından üretilmektedir.

Böylesine karmaşık bir ağın ürettiği imajlar, bir zaman sonra "sahte", "yalan" yahut "kasıtlı" olmanın ötesinde bir nitelik kazanır.

İnsanlar kendilerine sunulan imajlara samimi bir şekilde inanmaya başlar. Çağdaş medya çalışmalarının da gösterdiği gibi imaj, gerçekliğin yerine geçer.