Haset tufanıaltında yaşamak
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Bütün asırların ve tabi özellikle içinde yaşadığımız şu zamanlar, tam bir haset tufanı altında geçmektedir.
Tufanı çıkaranların net bir tarifi yok. Hemen pek çoğumuz isteyerek veya istemeyerek haset tufanına katkıda bulunuyoruz.
Çünkü kendini unutan insanlar haline geldik. Başkalarına haset ederek yaşamayı kendimize şiar edinmiş vaziyetteyiz.
"O ve ben" yahut "Onlar ve biz" gibi garip bir kıskançlık ve baş dönmesi altında, ne eğri ne doğru bir türlü karar veremiyoruz.
Anlayacağınız pek çoğumuzun şakulü bozuk. Maalesef dinimizin de öğüt, nasihat ve emirleri gibi düsturları da nefse galebe geldiği için, bir türlü kendimizi sigaya çekemiyoruz.
Günlük hayatın önümüze serdiği binlerce mesele, -hâlbuki binde biri bile ilgilendirmediği halde- zihnimizi öyle meşgul ediyor ki, bir bakmışız yığınlarla lüzumsuz hadiselerle ömrümüzün bereketini kaçırmakta ve huzursuzluğa sebep olmaktayız.
•
İnsanın bir kaybını arar gibi kendimizi kendi içimizde aramayı akıl edemiyor, başkalarının akıllarıyla ilgilenip, onlara yem oluyoruz.
Günlük işlerimizde, akşam evlerimizde, akraba buluşmalarımızda, düğünlerde, bayramlarda; birbirimize sevgi, saygı, muhabbet besleyerek, iç ve dış dünyamızı mamur etmek varken, hep başkalarını konuşmaktayız.
Kul hakkından falan söz etmeyeceğim, o kadar ileri gidip, kimsenin inancını yerinden söküp atmasını istemem. Kul hakkı meselesi ateşten bir gömlek kimse giymek istemez.
Yalnız kendimizi şöyle adaletli ve hakkaniyetli olarak bir kenara çekip:
-"Ben ve ailem, bu tufanın neresindeyiz Tufana ne kadar destek veriyoruz" diye muhasebe etmeye gücümüz yeter sanırım.
•
Muhasebe yapmadan önce böyle haller için irfan ehli kimseler ne derler ona bakalım:
"Gafil insan, kendi iç dünyasındaki korkunç ahvalden habersizdir. Tezkiye edilmemiş nefs ve tasfiye edilmemiş kalp, çok zehirli hastalıklar ihtiva eder, üretir, çoğaltır.

16