Emanet bir dünya
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Emanet bir dünyada yaşıyoruz. Her şey emanet! Hayatın bütün bedellerini ödeyerek taşıdığımız canımız ve alıp verdiğimiz nefeslerimiz başta olmak üzere her şey emanet!
Emanetin anlamı bellidir. "sana, bana, ona ait olmayan her şey". Peki, bu her şeyin içinde birbirimize emanet değil miyiz
Aksini düşünen kimselere insan gözüyle bakılmaz. Başka mahlûkat gözüyle bakılır ki, hayvanlar da emanet hissiyatı vardır.
Hiçbir hayvan yavrusuna ihanet etmez. Küçük bir misal verelim. Civcivlerini arkasında gezdirip, doyurmaya çalışan tavuğun yavrularına müdahale edildiğinde, anında tavuğun kafa tuttuğu görülür.
Hayvanlarda bu hissiyat varken, insanoğluna her şey "emanet hükmü" ile verilmişken, başta kendi canımız olmak üzere tüm insanlara ve canlılara emanet gözüyle bakamaz mıyız
Sorunun cevabını, Erzincan'da Ramazan-ı Şerifin üçüncü günü, emanet kavramının idrak edildiği gerçek bir vakıa ile verelim.
Erzincan'ın "can ve candan" bir valisi var. Hamza Aydoğdu.
İmkân buldukça sabah namazını şehrin değişik camilerinde eda eden, ardından mahalleleri dolaşan, vatandaşla dertleşen, ardından makamına dönerek; "millet devlete, devlet millete emanet" mensubiyet ve mesuliyetiyle çalışan bir isim.
•
Şimdi gelelim Erzincan'daki emanet hikâyesinin nakline:
Ramazanın 3. günü insanlığın kalbine misafir olduk… Orada merhamet vardı. Orada fedakârlık vardı. Orada insanlığın en saf hâli vardı.
Çilem… 28 yaşında. Ablası Pınar 41. Abisi Ramazan 39. İkisi de özel gereksinimli insanlar. Annelerini çocuk yaşta kaybetmişler. Babalarını ise üç yıl önce toprağa vermişler.
Hayat, bazı insanlara erken büyümeyi öğretir. Çilem de öyle büyümüş. İşletme mezunu… Belki kendi hayatını kuracak, kendi yoluna gidecekti. Ama o sevgi ve merhamet yolunu seçmiş. Anne ve babasından gördüğü emanet inancını yarım bırakmamış.
Ablası ve abisi özel ilgiye muhtaç diye çalışmayı bırakmış. Hayatını onlara adamış. Hikâyeyi dinlerken boğazlarımız düğümlendi. Sözler anlamını yitirdi. "Seninle gurur duyuyoruz" dediğimizde:

13