Bugün Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ülkemizin savunma sanayiinden dış politikaya, terörle mücadeleden, millî iradenin tahkimine kadar ortaya koyduğu bağımsızlık iradesini, 15 Temmuz darbesinin ket vurmak istediği aşikârdır.
Çünkü o gece verilen mücadele, bir darbe teşebbüsünün bastırılması değildi. Ülkemizin bağımsızlık ve istiklalinin ağır bedelle savunulmasıydı.
İşte şehit, gazi ve vatandaşlarımızın devletimize olan sadakati bu manada ele alınmalı. Milletimizin inancında devlet emanettir. Emaneti sahiplenmek ve diri tutmak şuur işidir.
Bizim siyasi tarihimizde lider ile millet arasındaki güven bağı çok önemlidir. Devletin varlığı her zaman liderin üzerinde tutulmuştur.
Devlete sahip çıkan lider ile millet arasında milli mutabakat sağlandıysa, o devlet ve millet güçlüdür. 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın ortaya koyduğu irade bu çerçevede değerlendirilmelidir.
O gece tankların önüne çıkan insanlarımızı, güncel siyasetin kavramlarıyla tarif etmeye kalkarsak, büyük bir hakikati kirletmiş oluruz.
Boğaziçi Köprüsü'ne yürüyen insanlarımızın, camilerden okunan salalarımızın, çıplak elleriyle zırhlı araca karşı duran nesillerin arkasında bin yıllık bir hafıza uyandı.
Belki tarih kitaplarındaki bütün isimleri bilmiyorlardı. Fakat köklerini biliyorlardı. Nene Hatun'u meydana çıkaran hissiyat neyse, Kahramanmaraş'ta Sütçü İmam'ın elini tetiğe götüren öfke neyse, Çanakkale'de Seyit Onbaşı'ya kaldıramayacağı söylenen mermiyi kaldıran irade neyse; 15 Temmuz gecesi sokaklara dökülen milletin hissiyatı da aynıydı.
Devlete sadakat, her üniformaya kayıtsız şartsız itaat edilir manasına gelmemelidir. Hangi darbede olursa olsun, devleti ele geçirmeye çalışanlara karşı devletin gerçek sahibi milletimiz, amentüsünün gereğini yapmıştır.

15